ana yüz çevirenlerin cezalarını ver
Resulullah efendimiz ve Eshabı savaş meydanını dolaşıp şehidleri defnettiler. Artık burada yapılacak bir şey kalmamıştı. Derlenip toparlandılar. Cihad-ı fi sebilillah, yani Allahü teâlânın dinini yaymak için geldikleri Uhud'da, tarihin eşsiz bir gazası yapılmıştı.
Gözlerin göremeyeceği, hayalleri aşan Eshab-ı kiramın nice kahramanlıklarına şahid olunmuş, küffara bir ders daha verilmişti.Alemlerin Efendisi, mübarek Eshabıyla, nurlu Medine'ye doğru hareket ettiler. Harre mevkiine geldiklerinde, Eshabını saf haline geçirip, mübarek ellerini kaldırarak, Allahü teâlâya yalvarmaya ve şöyle dua etmeye başladılar:
"Allah'ım! Hamd ve sena ancak sanadır. Allah'ım! Senin dalalette bıraktığını hidayete erdirecek, hidayete erdirdiğini de saptıracak yoktur...
Allah'ım! Bize imanı sevdir. Kalblerimizi iman ile süsle. Bizi, küfür, azgınlık ve taşkınlıktan nefret ettir. Din ve dünyamıza zararlı olan şeyleri bilenlerden, doğru yola erenlerden eyle.
Allah'ım! Bizleri Müslüman olarak yaşat ve Müslüman olarak öldür. Bizi, salihler ve iyiler zümresine ilhak eyle. Çünkü onlar, ne şeref ve haysiyetlerini kaybedenlerdir, ne de dinlerinden dönenlerdir.
Allah'ım! Senin Resulünü yalanlayan, senin yolundan yüz çeviren, Peygamberinle harbeden kafirlerin de cezalarını ver! Onlara hak ve hakikat olan azabını indir!.. Amin!"
Eshab-ı kiram da, "Amin! Amin!" diyerek bu duaya iştirak ettiler.
Sevgili Peygamberimiz, Eshabıyla Medine'ye yaklaşmışlardı. Medine'de kalan kadınlar, çocuklar yollara dökülmüş, merak ve hüzun ile, gelen ordunun içinde Kainatın efendisini görmeye çalışıyorlardı.
O'nun, cihanı aydınlatan nurlu yüzünü görünce, Allahü teâlâya hamd ediyorlardı. Sonra, gözler orduya takılıyor, babalar, efendiler, oğullar, dayı ve amcalar aranıyordu. Göremezlerse... gözyaşlarını tutamıyorlardı. Eshabının bu hüzünlü halini gören merhamet deryası Resul-i ekrem efendimiz de, çok üzülüyor, mübarek gözlerinden yaş akıtıyorlardı.
Bir ara Sa'd bin Mu'az hazretlerinin annesi Kebşe hatunun, Peygamber efendimize yaklaştığı görüldü. Uhud'da, oğlu Amr şehid olmuştu. Huzur-i saadete geldiğinde; "Anam-babam, canım sana feda olsun ya Resulallah! Elhamdülillah ki sen sağ salim olarak gördüm. Sen selamette olduktan sonra, bütün felaketler bana hiç gelir!" dedi.
Ciğerparesi oğlunu sormadı. Sevgili Peygamberimiz ona, oğlu Amr için baş sağlığı diledikten sonra; "Ey Sa'd'ın annesi! Sana ve onun ev halkına müjdeler olsun ki, onlardan şehid düşenlerin hepsi de Cennet'te toplandılar ve birbirlerine arkadaş oldular. Onlar, ev halkına da şefaat edeceklerdir" buyurdu.
Kebşe hatun; "Allahü teâlâdan gelen her şeye razıyız ya Resulallah! Bu müjdelerden sonra artık onlar için kim ağlar! Siz, geride kalanlar için dua buyurunuz" dedi.
Alemlerin efnedisi de; "Allah'ım! Onların kalblerinde bulunan üzüntüleri gider! Arkada kalanlarını da, geride kalmışların en hayırlısı eyle!" diye dua buyurdular. Sonra da, "Ey Eshabım! Şimdi küçük cihaddan döndük, büyük cihada başlıyacağız" buyurdular.
Herkesin evlerinde istirahate çekilmelerini ve yaralıların yaralarını tedavi etmelerini tavsiye ettiler. Kendileri de yaralı idi. Doğruca, saadethanelerine gittiler.