ehidleri ölü sanmayınız
Peygamber Efendimiz, savaş alanını dolaşıyor, şehidlere müjdeler veriyordu:
"Allahü teâlânın Resulü de şahiddir ki, siz kıyamet günü Allahü teâlânın huzurunda şehid olarak haşrolunacaksınız!"
Daha sonra, yanındakilere dönüp;"Bunları ziyaret ediniz. Kendilerine selam veriniz. Allahü teâlâya yemin ederim ki, kim bunlara bu dünyada selam verirse, kıyamette bu aziz şehidler kendilerine mukabil selam vereceklerdir."
Mus'ab bin Umeyr hazretlerine kefen olacak bir şey bulamadılar. Kendi kaftanı mübarek vücudunu tam örtmüyordu. Baş tarafına örtseler ayakları, ayak tarafına örtseler başı açıkta kalıyordu. Habib-i ekrem efendimiz; "Baş tarafını kaftanla, ayaklarını ise ızhır otu ile örtünüz" buyurdular.
Hayatını İslâm'a hizmetle geçiren ve bu uğurda şehidlik mertebesine kavuşan bu mutlu sahabi, dünyadan yarım kefen ile ayrıldı.
Diğer şehidler, namazları kılınıp, kanlı elbiseleri ile ikişer üçer bir kabre konarak defnedildiler. Uhud gazasında yetmiş şehid verilmişti. Bunlardan altmış dördü Ensardan, altısı Muhacirlerden idi.
Eshab-ı kiramın çoğunun akrabaları şehid olmuştu. Bu sebeple, gönülleri yaralı idi. Kalanları teselli için, Habib-i ekrem efendimiz buyurdular ki;
"Vallahi, Eshabımla birlikte ben de şehid olup, Uhud dağının bağrında gecelemeyi ne kadar isterdim. Kardeşleriniz şehid oldukları zaman, Allahü teâlâ onların ruhlarını yeşil kuşların kursaklarına koydu. Onlar, Cennet'in ırmaklarına gelir, sularından içerler. Meyvelerinden yerler. Cennet'in dört bir bucağını seyrederler. Gülistanlarında uçarlar.
Daha sonra Arş-ı ala altına asılan, altun kandillerin içine girip akşamlarlar. Onlar, böyle yiyecek ve içeceklerin hoşluğunu, güzelliğini görünce; "Keşke, Allahü teâlânın, bize neler ikram ettiğini kardeşlerimiz bilselerdi de, cihaddan çekinmeseler, çarpışmaktan korkup, düşmandan yüz çevirmeselerdi" derler.
Allahü teâlâ da; "Ben sizin ahvalinizi onlara bildiririm" buyurdu.
Ve ayet-i kerime indirip mealen şöyle buyurdu:
"Sakın Allahü teâlânın yolunda şehid olanları ölüler sanmayınız! Doğrusu onlar, Rableri katında diridirler. Öyle ki, Allahü teâlânın kendilerine verdiği, ihsan ettiği şehidlik mertebesiyle, hepsi de sevinerek, Cennet nimetleriyle rızıklanırlar.
Arkalarından şehidlikle henüz kendilerine katılamayanlar hakkında da; "Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır" diye müjde vermek isterler. Onlar, Allahü teâlâdan gelen bir nimetle, hatta daha fazlasıyla sevinirler, Allahü teâlânın, mü'minlere olan mükafatını zayi etmeyeceği müjdesi ile neş'elenirler." (Al-i İmran suresi: 169-171) ... Allahü teâlâ, onlara görünüp;
"Ey kullarım! Canınız neyi çekiyorsa, söyleyiniz, size onu fazlasıyla tattırayım" buyurur. Onlar da;
"Ey Rabbimiz! Senin bize ihsan ettiğin nimetlerden daha üstün bir nimet yok ki, onu isteyelim. Biz, Cennet'te istediğimiz şeylerden yeyip duruyoruz. Ancak biz istesek; ruhlarımızın cesedlerimize geri çevrilip dünyaya döndürülmemizi ve senin yolunda çarpışarak tekrar öldürülmemizi isteriz" derler."