ennet O'na vacib oldu
Resulullah efendimiz, yanındaki Eshabı ile Uhud kayalıklarına doğru çıkmaya başladılar. Kayaların yanına varınca, yukarı çıkmak istediler. Ziyadesiyle yorulduğu, üst üste iki zırh giydiği ve mübarek vücuduna yetmişten ziyade kılıç vurulduğu için takat getiremediler.
Bunun üzerine, Hz.Talha , Peygamber efendimizi sırtına alarak kayaların üzerine çıkardı. Sevgili Peygamberimiz; "Talha, Resulullah'a yardım ettiği zaman Cennet ona vacib oldu" buyurdular. Hiç mecalleri kalmadığından, öğle namazını oturarak eda ettiler.
Dağın eteklerinde sahabiler, her biri bir aslan kesilmiş, müşriklerin üzerine atılıyorlardı. Peygamberimize kılıç vuranlara, dünyayı zindan yapmışlardı.
Bir ara Hatib bin Beltea, sevgili Peygamberimizin yanına geldi ve; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Sana bunu kim yaptı!" diye sual eyledi
Efendimiz; "Utbe bin Ebi vakkas, bana taş atıp yüzüme vurdu ve rebaiyye dişimi kırdı" buyurunca, hazret-i Hatib; "Ya Resulallah! O, ne tarafa gitti!" diye tekrar sordu
Peygamber efendimiz, işaretle gittiği tarafı gösterdiler. Hazret-i Hatib, derhal o tarafa koştu. Araya araya Utbe'yi buldu. Atından düşürüp, bir vuruşta öldürdü ve Resulullah'ın huzuruna gelip müjde verdi. Peygamber efendimiz de; "Allahü teâlâ senden razı olsun. Allahü teâlâ senden razı olsun" buyurarak, ona dua ettiler.
Müşrikler, derlenip toparlanan ve yeniden hücuma geçen Eshab-ı kiram karşısında tutunamadılar. Yetmiş ölü vererek, harp meydanını terk edip Mekkeye doğru yola koyuldular.
Peygamber efendimizin şehid olduğu şayiası Medine'ye ulaşmıştı. Hazret-i Fatıma, hazret-i Aişe, Ümmü Süleym, Ümmü Eymen, Hamne binti Cahş, Küaybe gibi hanımlar Uhud'a koştular.
Hazret-i Fatıma, babası Peygamber efendimizi yaralı görünce ağladı. Resulullah efendimiz, onu teselli ettiler. Hazret-i Ali kalkanı ile su getirdi. Fatıma validemiz, o su ile Peygamber efendimizin mübarek yüzünü ve kanları yıkadı. Fakat yüzünün kanı dinmiyordu. Hazret-i Fatıma bir hasır parçasını yakıp, külünü yaraya basınca, kan durdu.
Sonra harp meydanına indiler. Önce yaralılar tespit edilerek, yaraları sarıldı. Müşrikler, bazı şehidleri tanınmaz hale getirmişlerdi. Kulak, burun ve diğer azalarını kesmiş, karınlarını yarmışlardı. Abdullah bin Cahş hazretleri bunlar arasında idi.
Bu hali gören sevgili Peygamberimiz ve Eshabı çok üzüldüler. En güzide sahabileri şehadet şerbetini içmiş, Uhud topraklarını kanlarıyla sulayarak Cennet'e uçmuşlardı.
Fakat şehidlere yapılan bu muamele, dayanılacak gibi değildi. Peygamber efendimizin yanısıra bütün sahabilerin hüzünle içleri burkuluyordu. Bu manzara karşısında, Alemlerin efendisi ağladı.
Mübarek gözlerinden yaşlar akdığı halde;
"Ben, şu şehidlerin, Allahü teâlânın yolunda canlarını feda ettiklerine, kıyamet günü şahidlik edeceğim. Onları kanlarıyla gömünüz. Vallahi, kıyamet günü mahşere yaraları kanayarak gelecekler. Kanlarının rengi kan rengi, kokuları da misk kokusu olacaktır" buyurdu.