ancak yere düşmedi
Eshab-ı kiram, Uhud'a Resulullah efendimize bir zarar gelmemesi için her türlü fedakarlığı gösteriyordu. Sağ kolu darbe alınca sancağı sol eline alan Hz. Mus'ab'ın bu defa da sol koluna kılıç indi. Sol eli de kesilmesine rağmen şanlı sancakdar, İslâm sancağını yere düşürmüyordu. Kahraman sahabi, sancağı kolları ile tutup gövdesine bastırarak dalgalandırmaya devam etti.
İbn-i Kamia, bu defa mızrağını şanlı sahabinin vücuduna sapladı. O da, diğer arkadaşları gibi şehid olarak ahırete göçmüştü .
Hazret-i Mus'ab yere düşerken, şanlı İslâm sancağı yere düşürülmemiş, onu hemen Mus'ab'ın suretine giren bir melek kapmıştı. Sevgili Peygamberimiz; "İleri ya Mus'ab! İleri!" buyurduğunda; sancağı tutan melek; "Ben Mus'ab değilim" dedi. O zaman, Kainatın sultanı efendimiz onun melek olduğunu anlayıp, sancağı hazret-i Ali'ye verdi.
İbn-i Kamia ise, hazret-i Mus'ab'ı, Peygamber efendimiz zannettiği için, acele müşriklerin arasına vardı ve; "Muhammed'i öldürdüm!" diyerek bağırmaya başladı.
Bunu işiten müşrikler, hedeflerine ulaşmanın verdiği haz ile daha da azgınlaştılar. Hadisenin aslını bilemeyen Eshab-ı kriamın ise, eli ayağı tutmaz olmuştu. Hazret-i Ömer'in bile elleri iki yana düşmüş, arkadaşlarıyla olduğu yere oturakalmışlardı.
Enes bin Nadir onları o halde görünce; "Niçin oturuyorsunuz?" diye sordu. Onlar da; "Resulullah şehid edilmiş!.." diye cevap verdiler.
Hazret-i Enes de; "Resulullah şehid edildiyse, O'nun Rabbi bakidir. Resulullah'dan sonra biz sağ kalıp da ne yapacağız! Haydi kalkınız! Peygamberimizin çarpışarak mübarek canını feda ettiği şey için, biz de canımızı feda edelim" dedi ve kılıcının kınını kırıp; "Allahü ekber!.." nidalarıyla yalın kılıç düşmanın ortasına daldı. Küffardan bir çoklarını kırdı ve O da şehid oldu.
Sadece yüzünde yetmiş yara vardı. Vücudunda sayısız yara olduğu için, onu kız kardeşinden başkası tanıyamamıştı.
Eshab-ı kiramın pek çoğu dağılmış, bir kısmı da şehadete ermişti. Onların bu dağınıklığından istifade eden müşrikler, Resul-i ekrem efendimizin etrafına toplanmışlardı. Taşla, kılıçla iki cihanın sultanını şehid etmeye çalışıyorlardı.
Üzerinde iki zırhı olduğu için, darbeler tesir etmiyordu. Utbe bin Ebi Vakkas'ın attığı taşlar, sevgili Peygamberimizin mübarek yüzüne değdi ve alt dudağı yaralandı.
Alt çenesindeki mübarek sağ rebaiyye yani kesici dişi kırıldı. O sırada İbn-i Kamia denilen müşrik de geldi ve kılıcını Alemlerin efendisinin mübarek başına vurdu.
Sevgili Peygamberimizin miğferi parçalandı, iki halkası da mübarek şakaklarına battı. Yine İbn-i Kamia'nın vurduğu bir kılıç ile mübarek omuzundan yaralandılar ve Müslümanları düşürmek için Ebu Amir'in kazdığı derin çukura yanı üzere düştüler.
Sevgili Peygamberimiz, hain İbn-i Kamia için; "Allahü teâlâ seni zelil ve perişan etsin!" diye dua ettiler.
İbn-i Kamia pek ziyade sevinip; "Muhammed'i öldürdüm! Muhammed'i öldürdüm!.." diye bağırarak, Ebu Süfyan'ın yanına gitti.
Müşrikler hedeflerine ulaşmışlardı! Artık Peygamberimizle ilgilenmiyorlardı. Peygamber efendimizin bulunduğu çukurun etrafından çekilmişler, Eshab-ı kiram ile çarpışmaya koyulmuşlardı.