llahım, sen de razı ol
Uhud şavaşı bütün şiddetiyle devam ediyordu. Peygamber efendimizin etrafında Ebu Dücane, sancakdar Mus'ab bin Umeyr, Talha bin Ubeydullah, Peygamberimizi korumak için arka saflardan koşup yetişen Nesibe Hatun ve birkaç sahabi vardı.
Müşriklere karşı, Resulullah efendimizle birlikte çarpışıyorlardı. Tepeden tırnağa silahlı ve zırhlar içerisinde olan ve miğferi bulunan azılı müşrik Abdullah bir Hüneyd, sevgili Peygamberimizi görünce, atını mahmuzladı:
"Ben Zübeyr'in oğluyum. Bana Muhammed'i gösteriniz. Ya ben O'nu öldürürüm, yahud O'nun yanında ölürüm!" diye bağırıyordu.
Atını, Peygamber efendimizin üzerine doğru sürerken, Ebu Dücane hazretleri önüne gerildi ve; "Gel bakalım! Ben vücudumla, Muhammed aleyhisselamın mübarek vücudunu koruyan bir kişiyim. Beni çiğnemedikçe, O'na ulaşamazsın!" dedi.
Atın ayaklarına kılıcını vurup, Abdullah bin Hüneyd'i yere düşürdü ve kılıcını kaldırarak; "Al, bu da Hareşe'nin oğlundan!" deyip, bir vuruşta yere serdi.
Hadiseyi seyreden Alemlerin efendisi; "Allah'ım! Hareşe'nin oğlu Ebu Dücane'den ben nasıl razı isem, sen de öyle razı ol" diyerek dua buyurdu.
Müşriklerden çok keskin bir nişancı ve her attığını vuran bir okçu olan Malik bin Züheyr, her yerde Peygamber efendimizi arıyor, bir fırsatını bulup ok ile vurmak istiyordu.
Resulullah efendimizin yakınlarına gelip, yayını gerdi ve sevgili Peygamberimizin mübarek başını hedef alarak okunu fırlattı. Göz açıp kapayıncaya kadar zaman yoktu.
Hazret-i Talha anında elini açarak hedef oldu. Ok, hazret-i Talha'nın avucuna saplandı ve elini parçaladı. Parmaklarının bütün sinirleri kesildi, elinin kemikleri kırıldı. Olanları Fahr-i alem efendimiz de görmüş ve; "Eğer beni korumak için elini oka uzatırken Bismillah deseydin, insanlar sana bakışırken, melekler seni göklere yükseltirdi" buyurmuşlardı.
Mekkeli müşriklerden; Abdullah bir Kamia, Übey bin Halef, Utbe bin Ebi Vakkas, Abdullah bin Şihab-ı Zühri ismindeki dört müşrik, Resul-i ekrem efendimizin hayatına son vermek için anlaşıp, yemin etmişlerdi.
Bu sıkışık anda Resulullah efendimiz, yanında birkaç sahabi olduğu halde düşmanla kıyasıya mücadele ediyorlardı. Peygamber efendimizin önünde, sancakdar Mus'ab bin Umeyr hazretleri vardı.
Hazret-i Mus'ab, vücuduna giydiği zırhdan dolayı, sevgili Peygamberimize çok benziyordu. O da sağ elinde İslâm sancağı olduğu halde müşriklerle müthiş bir mücadeleye girişmişti.
Bu sırada zırhlara bürünmüş olan İbn-i Kamia, atlı olarak oraya yaklaştı. Avazı çıktığı kadar; "Bana Muhammed'i gösteriniz. O kurtulursa ben kurtulmayayım!" diye bağırarak, Peygamber efendimize doğru atını mahmuzladı.
Hazret-i Mus'ab ile Nesibe Hatun karşı koyup, vücudlarını Peygamber efendimize siper yaparak çarpışmaya başladılar. Bu kafire ne kadar kılıç vurdularsa, zırhından dolayı tesir etmedi.
İbn-i Kamia, Nesibe Hatun'a bir kılıç vurarak omuzunu parçaladı. Sonra Hazret-i Mus'ab'ın sancak tutan sağ eline kılıcını indirdi. Sağ eli kesilen Mus'ab bin Umeyr, canından üstün tuttuğu mübarek İslâm sancağını yere düşürmeden sol eline aldı. O esnada; "Muhammed (aleyhisselam) resuldür. Ondan önce de resuller gelmiştir" mealindeki (Al-i İmran suresi: 144) ayet-i kerimeyi okuyordu.