ülfikar gibi kılıç bulunmaz
Uhud'a son anda dağılan, perişan hale düşen Eshab-ı kiram toplanmak, bir araya gelmek için çalışıyordu. Abbas bin Ubade hazretlerinin, dağılan Eshab-ı kiramın toparlanması için;
"Ey kardeşlerim! Bu uğradığımız musibet, Peygamberimizin emrini yerine getirmeyişimizin bir neticesidir. Dağılmayınız! Peygamberimizin etrafına geliniz! Eğer bizler, koruyucuların yanında yer almaz da, Resulullah'a bir zarar gelmesine sebep olursak, artık Rabbimizin katında bizim için ileri sürülecek bir mazeret bulunmaz" diye bağırdığı duyuldu.
Hazret-i Abbas bin Ubade, yanında Harice bin Zeyd ve Evs bin Erkam olduğu halde, düşmanın içine "Allahü ekber!" nidaları ile yalın kılıç daldılar. Resulullah'ın uğrunda, O'nu korumak için kahramanca çarpıştılar. Harice bin Zeyd, on dokuz yerinden yara almıştı. Diğerlerininki de ondan az değildi. Nitekim üçü de çok özledikleri şehidlik mertebesine ulaştılar.
Eshab-ı kiram, bu çok tehlikeli anda, Peygamber efendimizin, etrafında yavaş yavaş toplanmaya başladı. Müşrikler, sevgili Peygamberimizi ve O'na gövdelerini siper eden şanlı Eshabını çember içine aldılar.
Her taraftan birlik halinde ilerleyerek çemberi daraltıyorlardı. Kureyşlilerinden bir grubun ileri atıldığını gören Alemlerin efendisi, yanında bulunan ve canlarını feda etmeye hazır olan Eshabına; "Şu birliği kim karşılar?" buyurdu.
Vehb bin Kabûs hazretlerinin; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Ben karşılarım" deyip, ileri fırladığı görüldü. Allahü teâlânın şerefli ismini dilinden düşürmeyen bu kahraman, yalın kılıç müşriklerin arasına daldı.
Peygamber efendimiz; "Seni Cennet'le müjdelerim" buyurdu. Onun düşman karşısında gösterdiği sebat ve gayretini görünce de; "Allah'ım! Ona rahmet eyle! Ona acı!" buyurdular.
Müşriklerin hazret-i Vehb'i ortalarına alıp mızrakla şehid ettiklerini gören Sa'd bin Ebi Vakkas, ona yardım etmek için ileri atıldı. Düşmanın ortasına girip, görülmemiş kahramanlıklar gösterdi. Bir çok müşriki saf dışı etti. Diğerlerini de geri püskürterek, sevgili Peygamberinin yanına geldi. Resul-i ekrem efendimiz, hazret-i Vehb için; "Ben senden razıyım. Allahü teâlâ da razı olsun" buyurdular.
Habib-i ekrem efendimiz, mücahidlerin çemberini yarıp, kendisine doğru bir müşrik bölüğünün ilerlediğini görünce, hazret-i Ali'ye; "Onlara hücum et!" buyurdular.
Hazret-i Ali, hücum edip, Amr bin Abdullah'ı öldürüp, diğerlerini kaçırdı. Kılıcı kırılınca, Peygamberimiz, zülfikarı ona verdi. Başka bir grup gelirken, Peygamber efendimiz; "Ya Ali! Bunların şerrini benden def eyle" buyurdular.
Canını Resulullah'a feda eden Allahü teâlânın aslanı, derhal hücuma geçti. Şeybe bin Malik'i öldürüp, diğerlerini geri püskürttü. O anda Cebrail aleyhisselam gelip, Peygamber efendimize;
"Ya Resulallah! Bu iş, Ali'den zuhur eden fevkalade bir civan mertliktir" deyince, Resulullah efendimiz;
"O benden, ben de ondanım" buyurdular. Cebrail aleyhisselam da;
"Ben de ikinizdenim" dedi.
O esnada bir ses; "Ali gibi yiğit, zülfikar gibi kılıç bulunmaz" diyordu.