uası kabul oldu
Uhud'da, harbin iyice kızıştığı sırada Muhacirinden Zübeyr bin Avvam kılıcın kendisine verilmemesinden dolayı üzgün olduğundan, kendi kendine; "Ben, Resulullah'tan kılıcı istedim, lakin Ebu Dücane'ye verdi. Halbuki ben, halası Safiyye'nin oğluyum. Üstelik de Kureyşliyim. Daha önce ben istemiştim. Gidip bakayım, bunun hikmetini öğneneyim, Ebu Dücane benden fazla ne yapacak?" dedi. Daha sonra Ebu Dücane'yi takibe başladı. Ebu Dücane hazretleri; "Allahü ekber!" diyerek tekbir alıyor, müşriklerden kime rastlarsa, onu vurup öldürüyordu. Müşriklerin en azılılarından, iri cüsseli, her tarafı zırhlarla kaplı, sadece gözleri görünen biri, Ebu Dücane ile karşılaştı. Evvela kendisi, Ebu Dücane hazretlerine hücum etti.
Ebu Dücane, onun darbesinden kalkanıyla korundu. Müşrikin kılıcı Ebu Dücane'nin kalkanına gömüldü. Kılıcına asıldı, fakat çıkaramadı. Sıra Ebu Dücane'ye gelmişti. Bir kılıç darbesiyle rakibini öldürdü. Bundan sonra Ebu Dücane, her önüne çıkanı devirerek, dağın eteğinde tef çalarak müşrikleri kışkırtan kadınların yanına kadar geldi. Fakat kılıcını kaldırdığı halde, Süfyan'ın hanımı Hind'i öldürmekten vaz geçti.
Bunu gören Zübeyr bin Avvam kendi kendine; "Kılıcın kime verileceğini Allah ve Resulü benden daha iyi bilir" diye söylendi. "Vallahi ben ondan daha üstün çarpışan, vuruşan bir kimse görmedim" buyurdu.
Mikdad bin Esved, Zübeyr bin Avvam, hazret-i Ali, hazret-i Ömer, Talha bin Ubeydullah, Mus'ab bin Umeyr hepsi de geçilmez bir kale idiler. Peygamber efendimizin düşmana çok yakın çarpıştığını, tekrar tekrar hücum ettiğini gören şanlı Eshab, yerinde duramıyordu. Resulullah'a bir zarar erişebilir diyerek etrafına toplanıyorlar, zırhlara bürünmüş düşmana göz açtırmıyorlardı. Bu sırada, Abdullah bin Amr hazretlerinin şehid olduğu görüldü. Bu, Uhud'un ilk şehidiydi. Onun şehid olduğunu gören arkadaşları aslan kesilerek, Allahü teâlânın rızası için düşmanın ortalarına dalmışlardı.
Savaşın çok kızıştığı bir anda yiğitliğin sembolü hazret-i Abdullah bin Cahş ile okçuların piri Sa'd bin Ebi Vakkas hazratleri karşılaştılar. Çeşitli yerlerinden yaralanmışlardı.
Sa'd bin Ebi Vakkas hazretleri bu karşılaşmayı daha sonra şöyle anlatır: Uhud'da, savaşın şiddetli bir anıydı. Birdenbire Abdullah bin Cahş yanıma sokuldu, elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti. Bana; "Şimdi burada sen dua et, ben "amin" diyeyim. Ben dua edeyim, sen "amin" de! dedi. Ben de; "Peki" dedim.
Ben şöyle dua ettim: "Allah'ım, bana çok kuvvetli ve çetin düşmanları gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gazi olarak, geri döneyim."
Benim yaptığım bu duaya bütün kalbiyle; "Amin" dedi. Sonra kendisi dua etmeye başladı; "Allah'ım, bana zorlu düşmanlar gönder, kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihadın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. Sonunda biri beni şehid etsin.Sonra dudaklarımı,burnumu,kulaklarımı kessin.Kanlar içinde senin huzuruna geleyim.Sen "Abdullah!Dudaklarını,burnunu,kulaklarını ne yaptın?" diye sorduğunda "Allahım,ben onlarla çok kusur işledim,yerinde kullanamadımm.Huzuruna getirdmeye utandım.Sevgili Peygamberimin bulunduğu bir savaşta bıraktım da geldim"diyeyim"dedi.
Gönlüm böyle bir duaya "amin" demeyi arzu etmiyordu. Fakat o istediği ve önceden söz verdiğim için, istemeyerek; "Amin" dedim.
"Allahü ekber! Allahü ekber!.." diye çarpışırken kılıcı kırıldı. O anda sevgili Peygamberimizin uzattığı hurma dalı ile savaşa devam etti. Bu dal bir mucize olarak kılıç oldu bununla pek çok düşman öldürdü. Savaşın sonuna doğru Ebü'l-Hakem isminde bir müşrikin attığı oklarla arzu ettiği şehadete kavuştu. Kafirler cesedine hücum ederek,burnunu,kulaklarını, dudaklarını kestiler.Her tarfı kana boyandı.