unun hakkını kim verir
İki ordu birbirlerine iyice yaklaşmışlardı... Bir ok atımı yaklaştıklarında, düşman saflarından devesini ileri süren zırhlı bir müşrik, mücahidlerden çarpışmak üzere er talebinde bulundu. Herkesin kendisinden çekindiğini zannederek, dileğini üç defa tekrarladı. Bunun üzerine İslâm ordusundan, uzun boylu, sarı sarıklı bir kahraman mücahidin, yaya olarak meydana yürüdüğü görüldü.
Bu, Peygamber efendimizin halasının oğlu Zübeyr bin Avvam idi. İslâm ordusundan; "Allahü ekber!.." nidaları yükseliyor, hazret-i Zübeyr'in muzaffer olması için dua ediliyordu. Zübeyr bin Avvam'ın müşrike yaklaşır yaklaşmaz, devesi üzerine sıçradığı görüldü. Deve üzerinde müthiş bir mücadele başladı.
Bu sırada sevgili Peygamberimizin; "Onu yere düşür!" buyurduğu işitildi. Hazret-i Zübeyr, bu emri alır almaz, rakibini aşağı itti. Arkasından kendi de atlayıp, kılıcını boynuna çaldı. Müşrikin tolgalı başı zırhlı gövdesinden ayrıldı. Efendimiz, Zübeyr hazretlerine dua ettiler.
Sonra, müşriklerin sancaktarı Talha bin Ebi Talha meydana fırladı; "İçinizde karşıma çıkacak bir kimse var mıdır?" diye bağırdı.
Karşısına Allahü teâlânın arslanı hazret-i Ali çıktı. Bir vuruşta, baştan ayağa zırhlara bürünmüş müşrik sancaktarının başını çenesine kadar yardı. Bunu gören sevgili Peygamberimiz; "Allahü ekber!.. Allahü ekber!.." diye tekbir getirdi. Buna Eshab-ı kiram da katılınca tekbir sadaları yeri göğü inletti.
Müşrik sancağının yere düştüğünü gören Talha'nın kardeşi Osman bin Ebi Talha, meydana koştu. Sancaklarını kaldırıp, er diledi. Ona da hazret-i Hamza çıktı; "Ya Allah!" diyerek Osman'ın omuzuna öyle bir kılıç indirdi ki, sancak tutan kolu kopan müşrik yere düşüp can verdi.
Yine müşriklerden, Ebu Sa'd bin Ebi Talha yaya olarak meydana yürüdü. O da baştan ayağa zırhlı idi. Küfür sancağını yerden kaldırdı ve İslâm ordusuna dönüp; "Ben, Kusam'ın babasıyım. Benim karşıma kim çıkabilir?!." diyerek bağırmaya başladı.
Peygamber efendimiz, onun karşısına yine hazret-i Ali'yi çıkardı. Hz.Ali , o müşriki de öldürüp sancaklarını yere düşürdükten sonra, mücahidlerin safları arasında yerini aldı.
Bundan sonra pek çok müşrik sıra ile meydana çıkıp yere düşen sancaklarını kaldırarak, mücahidlerden, karşılarına çıkacak yiğit taleb ettiler. Fakat, her defasında kahraman sahabiler, Allahü teâlânın izniyle galip geldi. Her sancaktar öldürüldüğünde, İslâm askerinden tekbir sadaları yükseliyor, düşman saflarına büyük bir üzüntü ve yeis çöküyordu.
Hatta şamataları ayyuka çıkan müşrik kadınlar bile; "Yazıklar olsun size!.." diyerek, kendi askerlerine bir taraftan hakaret ediyorlar, bir taraftan da; "Daha ne duruyorsunuz?.." diyerek savaşa teşvik ediyorlardı.
Her iki tarafın yerinde duramadığı bir anda, sevgili Peygamberimizin, elinde tuttuğu ve üzerinde; "Korkaklıkta ar, ilerlemekte şeref ve itibar var. İnsan korkmakla kaderden kurtulamaz" beyti yazılı olan kılıcını göstererek; "Bu kılıcı benden kim alır?" buyurduğu işitildi.
Bunu duyan Eshab-ı kiramdan birçokları hep birden almak için, ellerini uzattılar. Peygamberimiz tekrar; "Bunun hakkını vermek üzere kim alır?" deyince, Eshab-ı kiram sustular ve geri durdular.