taat edenin mükafatı
Hazırlıklar tamamlandı. Her an savaşa başlanabilir hale gelinmişti. Efendimiz, sancağı Mus'ab bin Umeyr'e verdiler. Hazret-i Mus'ab, elinde sancak olduğu halde Peygamber efendimizin önünde yerini aldı.
Bu sırada yeni evlenen hazret-i Hanzala, Medine'den sür'atle Uhud'a gelip, mücahid saflarına katıldı.
Uhud'a üç gün önce gelen müşrik ordusuna Ebu Süfyan kumanda ediyordu. Onlar Medine'yi arkalarına alacak şekilde yerleştiler. Sağ kanattaki süvarilere Halid bin Velid, sol kanattaki süvarilere de İkrime kumanda edecekti. Saffan bin Ümeyye'nin de süvari birliklerinin başında vazife aldığı rivayet edilmiştir. Müşrik sancağını Talha bin Ebi Talha taşıyordu.
İki ordu arasındaki güç dengesi çok farklıydı. Kureyş ordusu; sayı, silah ve techizat yönünden, İslâm ordusunun dört mislinden fazlaydı.
Kureyş ordusunda; gürültü ve şamatadan geçilmiyor, intikam hırslarıyla gözleri dönen kadınlar tef, dümbelek çalıyor, şarkılar söyleyerek askeri savaşa teşvik ediyor, taptıkları putlardan yardım istiyorlardı.
Mücahidlerin tarafında ise, dualar ediliyor; "Allahü ekber! Allahü ekber!.." diye tekbirler getiriliyor, "Din-i İslâm"ın korunması ve yayılması için Allahü teâlâdan yardım talep ediliyordu.
Sevgili Peygamberimiz de, kahraman Eshabını, cihada, cenab-ı Hakk'ın yolunda çarpışmaya teşvik ediyor, bu uğurda kazanacakları sevapları anlatarak; "Ey Eshabım! Sayıları az olan kişilere, düşmanla çarpışmak güç gelir. Eğer onlar, sebat ve gayret gösterirlerse, Allahü teâlâ onları ferahlığa erdirir. Çünkü Allahü teâlâ, kendisine itaat edenlerle beraberdir... Allahü teâlânın size vaad ettiği mükafatı isteyiniz..." buyuruyordu.
Uhud gazasıyla ilgili ayet-i kerimelerde de mealen; "(Ey mü'minler!) Allahü teâlâya ve Resulüne itaat edin ki, merhamet olunasınız. Rabbinizden mağfiret istemeye ve Cennet'e girmeye koşunuz. Bunun için çalışınız! Cennet'in büyüklüğü, gökler ve yer küresi kadardır. Cennet, Allahü teâlâdan korkanlar için hazırlandı. Bunlar, az bulunsa da, çok bulunsa da, mallarını Allah yolunda verirler. Öfkelerini belli etmezler. Herkesi affederler. Allahü teâlâ ihsan edenleri sever" (Al-i İmran suresi: 132-134) "İşte onların mükafatı, Rablerinden bir magfiret ve ağaçları altından ırmaklar akan Cennet'lerdir. Onlar, orada ebediyyen kalacaklardır. Böyle yapanların, Allahü teâlâya ve Resulüne itaat edenlerin mükafatı ne güzeldir!" buyuruluyordu. (Al-i İmran suresi: 136)
Gönülleri imanla dolu, gözlerinden cesaret kıvılcımları sıçrayan, şehid olmak arzusuyla yanan Eshab-ı kiram yerlerinde duramıyor, bir an önce düşmana atılmak için emir bekliyordu.
Bedir gazasında olduğu gibi hazret-i Ali beyaz, Zübeyr bin Avvam sarı, Ebu Dücane de kırmızı renkteki sarıklarını başlarına bağladılar. Hazret-i Hamza da deve kuşu kanadından yapılmış tuğunu taktı.
İki ordu birbirlerine iyice yaklaştı. Artık heyecan son noktaya gelmişti. Biraz sonra; bir tarafta, Allahü teâlânın dinini yaymak için en yakınları ile savaşmaktan bile tereddüt etmeyen İslâm mücahidleri, diğer tarafta, batıl yollarında ısrar eden İslâm düşmanları arasında büyük bir meydan savaşı başlayacaktı.