akın ona isyan etme
Düğün evinde, sadece Resulullah efendimiz, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Ümmü Eymen ve Esma binti Umeys vardı.
Efendimiz, bir kabla su getirttiler. Mübarek ellerini yıkadılar. Suyun içine de bir miktar misk döktüler. Sonra hazret-i Fatıma'yı çağırdılar. Hz. Fatıma utancından elbisesine bakıyordu. Resulullah efendimiz sudan bir miktar alıp, Fatıma'nın göğsüne, başına ve sırtına serpti ve; "Allahümme inni e'izuha bike ve zürriyetiha min-eş-şeytan-ir racim (ya Rabbi! Onun ve zürriyetinin racim olan, taşlanan şeytanın şerrinden muhafazası için sana sığınırım)" diye dua ettiler.
Sonra hazret-i Ali'ye de aynısını yapıp; "Allahümme barik fihima ve barik aleyhima ve barik lehüma fi neslihima" diye dua ettiler. İhlas ve Mu'avvizeteyn (Felak ve Nas) surelerini okuyup; "Allahü teâlânın ismi ve bereketi ile ehlinin yanına gir" buyurdular. Sonra mübarek elleriyle kapının iki kanadını tutup, bereket ile dua ettiler ve oradan ayrıldılar.
Hazret-i Ali düğünden sonrasını şöyle anlattı:
Düğünümüzden dört gün sonra Resullulah efendimiz, hanemizi teşrif eyledi. Gönülleri alan, hikmet dolu sözleri ile bize nasihat ettiler ve buyurdular ki: "Ya Ali! Su getir!" Kalktım su getirdim. Bir ayet-i kerime okudu ve; "Bu sudan biraz iç. Bir miktar kalsın" buyurdu. Öyle yaptım. Kalan suyu, başıma ve göğsüme serpti. Tekrar; "Su getir" buyurdu. Yine su getirdim. Bana yaptığı gibi, Fatıma'ya da yaptı. Sonra beni dışarı gönderdi.
O dışarı çıktıktan sonra kızına, hazret-i Ali hakkında sual eyledi. Fatıma dedi ki: "Babacığım, bütün kemal sıfatlar kendisinde mevcuttur. Lakin, bazı Kureyş hatunları bana; "Senin erin fakirdir" diyorlar" deyince, Resulullah efendimiz buyurdu ki: "Ey kızım! Senin baban ve helalin fakir değildir. Bütün yer ve gök hazine ve definelerini bana arz ettiler. Kabul etmedim. Allahü teâlânın katında makbul olanı kabul ettim. Ey kızcağızım! Eğer benim bildiğimi, sen bilseydin, dünya senin nazarında hor ve aşağı olurdu. Allahü teâlânın hakkı için, erin, İslâma girmede Eshabın önderi, ilim bakımından en derinidir. Ey kızım! Allahü teâlâ Ehl-i beytten iki kimse ihtiyar etti, seçti... Biri baban ve biri helalindir. Zinhar ona isyan eyleme ve emrine muhalefet etme!"
Fahr-i kainat efendimiz, kızına nasihat ettikten sonra, hazret-i Ali'yi davet etti. Ona da Fatıma'yı ısmarladı; "Ya Ali! Fatıma'nın hatırına riayet eyle. O benden bir parçadır. Onu hoş tut. Eğer onu üzersen, beni üzmüş olursun" buyurdu. İkisini de Allahü teâlâya ısmarladı.
Sonra kalkıp gitmeye azimet etmişti ki, Hz.Fatıma; "Ya Resulallah! İçerinin hizmetini ben görürüm. Dışarısının hizmetini de Ali görür. Bana bir hizmetçi ihsan ederseniz, bazı işlerimde yardımcı olur. Beni memnun edersiniz" dedi. Resulullah efendimiz buyurdu ki: "Ey Fatıma! Sana hizmetçiden daha iyi bir şey mi, yoksa hizmetçi mi ihsan edeyim?" Fatıma validemiz; "Hizmetçiden iyisini ihsan eyle" dedi.
Resululah efendimiz; "Her gün yatarken otuz üç kere Sübhanallah, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere Allahü ekber, bir kere de La ilahe illallahü vahdehu la şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve ala külli şey'in kadir, söyle. Hepsi yüz kelimedir. Kıyamette bin hasene (iyilik) bulursun. Mizanda hasenatın ağır gelir" buyurdu. Sonra Peygamber efendimiz, kerimelerinin evinden ayrılıp, hane-i saadetlerine gittiler.