abbimin azabına kavuştunuz mu
Bedir'de ağır yaralanan Ebu Cehl, kendi haline bakmadan İbn-i Mes'ud'a " Sen bana bugün zafer ve galebenin hangi tarafta olduğunu haber ver" dedi. "Zafer, Allah ve Resulünün tarafındadır" dedi. Cevabını alınca bütün ümidi kırıldı.
Hz. İbn-i Mesud, Ebu Cehl'in miğferini kafasından çıkarırken; "Ey Ebu Cehl! Seni öldüreceğim" dedi. Ebu Cehl; "Sen kavminin ulusunu öldürenlerin ilki değilsin. Fakat doğrusu, senin beni öldürmen bana çok ağır gelecek. Hiç olmazsa boynumu göğsüme yakın kes de başım heybetli görünsün!" diyerek küfrünün, gurur ve kibrinin ne dereceye çıkmış olduğunu gösterdi.
İbn-i Mes'ud, Ebu Cehl'in başını kendi kılıcıyla kesemeyince, Ebu Cehl'in kılıcıyla kesti ve silahını, zırhını, miğferini, başını getirip, Peygamber efendimizin önüne koydu. "Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah! Bu, Allahü teâlânın düşmanı Ebu Cehl'in başıdır" dedi.
Sevgili Peygamberimiz; "O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur" buyurdu. Sonra kalkıp Eshabıyla birlikte Ebu Cehl'in ölüsünün yanına kadar gittiler. Orada; "Allahü teâlâya hamd olsun ki, seni zelil ve hakir kıldı. Ey Allah düşmanı! Sen bu ümmetin Fir'avn'ı idin" buyurdu. Sonra da; "Ya Rabbi! Bana olan vaadini yerine getirdin" diyerek Allahü teâlâya şükrettiler.
Resulullah efendimiz, yaralı Eshab-ı kiramın yaralarını sardırdı. Şehid olanları tesbit ettirdi. Muhacirlerden altı, Ensardan sekiz olmak üzere on dört şehid verilmişti. Hepsinin de mübarek ruhları Cennet'e uçarken, İslâm'ın nurunu söndürmeye uğraşan müşriklerden, yetmiş kişi öldürüldü ve bir o kadarı da esir alındı.
Resulullah efendimiz, zaferi müjdelemek üzere Abdullah bin Revaha ve Zeyd bin Harise'yi Medine'ye gönderdi.
Peygamber efendimiz, şehidlerin cenaze namazını kıldırarak kabirlerine defnettirdiler.
Müşriklerin cesedlerinden yirmi dört tanesini kör bir kuyuya, diğerlerini topluca çukurlara atıp, üzerlerini doldurdular.
Alemlerin efendisi, şerefli Eshabıyla kuyunun başına gelip; "Ey kuyuya atılanlar!" buyurduktan sonra, öldürülen müşriklerin isimlerini, babalarının ismiyle beraber sayıp; "Ey Utbe bin Rebia! Ey Ümeyye bin Halef! Ey Ebu Cehl bin Hişam!.. Sizler, Peygamberinize karşı ne kötü bir kavim idiniz. Siz, beni yalanladınız, başkaları ise beni tasdik edip doğruladılar. Siz, beni şehrimden, diyarımdan çıkardınız. Başkaları ise bana kapılarını açıp, bağırlarına bastılar. Siz, benimle harb ettiniz, başkaları ise bana yardım ettiler. Rabbimin, azabına kavuştunuz mu? Ben, Rabbimin vaad ettiği zafere kavuştum" buyurdular.
Hazret-i Ömer; "Ya Resulallah! Leş olmuş kimselere mi söylüyorsunuz?" diye sual ettiler. Bunun üzerine Resul-i ekrem efendimiz; "Beni hak peygamber olarak gönderen Rabbim hakkı için söylüyorum ki, siz beni onlardan daha çok işitmiyorsunuz. Fakat cevap veremezler" buyurdular.
Müşrikler, harb meydanından canlarını kurtarmak için hızla kaçarken, getirdikleri hiçbir şeyi alıp götürememişlerdi. Hepsi Müslümanların eline geçti. Peygamber efendimiz, ganimet mallarını Bedir harbine katılan ve vazifeli olan bütün Eshabına paylaştırdı.