ana Ebu Cehil'i bulun
Hazret-i Mu'az bin Amr, Bedir'de İkrime ile yaptığı çarpışmada elinden ve kolundan yaralanmıştı. Mübarek eli bileğinden kesilmiş, eli deride sallanıp kalmıştı. Çarpışmaya kendini kaptıran Mu'az bin Amr'ın eliyle oyalanacak, onu tedavi için saracak zamanı yoktu. Kesik eli deride sallanırken bile kahramanca çarpışıyordu.
Bu ne görülecek manzara idi... Hazret-i Mu'az bir müddet böyle vuruştuktan sonra, hareket kabiliyetinin azaldığını gördü. Buna sebep, kesik eli idi. Onu derhal ayağının altına alarak koparıp attı...
Diğer tarafta, azılı İslâm düşmanlarından, Kureyş'in en gözde pehlivanlarından Nevfel bin Hüveylid, durmadan bağırıyor, müşrik sürüsünü heyecana ve galeyana getirmeye çabalıyordu.
Peygamber efendimiz, onun bu halini görünce; "Allah'ım! Nevfel bin Hüveylid'e karşı bana yardımcı ol!" buyurarak dua etmişti. Allahü teâlânın aslanı hazret-i Ali, Nevfel müşrikini görünce, derhal üzerine atıldı. Şiddetle kılıcını indirdi. Öyle vurmuştu ki bacakları zırhlarla kaplı olduğu halde ikisi birden kesildi. Sonra kılıcını boynuna çalıp, başını gövdesinden kopardı.
Bilal-i Habeşi'yi kızgın kumlara yatırıp, göğsüne kocaman kayaları koyan Ümeyye bin Halef de müşriklerin en azılılarındandı. Resulullah efendimize işkence yapmak için her fırsatı değerlendiren bu büyük İslâm düşmanı da, Bedir vadisinde, müşrikleri toparlamaya çalışıyor, İslâm'ın nurunu söndürmek için çabalıyordu.
Onun bu halini gören hazret-i Bilal, yalın kılıç yanına yaklaşarak karşısına dikildi ve; "Ey küfrün başı olan Ümeyye bin Halef!.. Sen kurtulursan ben kurtulmayayım!" deyip saldırdı. Bir taraftan da; "Ey Ensari kardeşler! Yetişin, küfrün başı burada!" der demez, Eshab-ı kiram, Ümeyye'nin etrafını sarıp, hemen öldürdüler.
Müşrik ordusunda, artık baş kalmamıştı. Her biri ne yapacaklarını bilmiyor, rastgele kaçmaya çalışıyordu. Küfrün kalesi yıkılmıştı. Şanlı Eshab takibe devam etti. Müşriklerden bir kısmı yakalanarak esir alındı. Peygamber efendimizin amcası Abbas da esirler arasındaydı.
Zafer inananlarındı... Peygamber efendimiz, şanlı Eshabına; "Nevfel bin Hüveylid hakkında bilgisi olan var mı?" buyurdular. Hazret-i Ali ileri çıkıp; "Ya Resulallah! Onu ben öldürdüm" dedi. Bu habere çok sevinen sevgili Peygamberimiz; "Allahü ekber!" diyerek tekbir getirdiler ve; "Allahü teâlâ, onun hakkındaki duamı kabul eyledi" buyurdular.
Ümeyye bin Halef'in öldürüldüğünü söylediklerinde de çok sevindiler ve; "Elhamdülillah! Allahü teâlâya şükürler olsun, Rabbim kulunu tasdik etti, dinini üstün kıldı" buyurdular.
Resul-i ekrem efendimiz, Ebu Cehil için; "Acaba Ebu Cehil ne yaptı, ne oldu, kim gidip de bakar?" buyurarak, ölüler arasında onun araştırılmasını emretti. Aradılar bulamadılar.
Peygamber efendimiz; "Arayınız, onun hakkında sözüm var. Eğer onu tanıyamazsanız dizindeki yara izine bakınız. Bir gün ben ve o, Abdullah bin Cüd'an'ın ziyafetinde idik. İkimiz de gençtik. Ben ondan biraz büyükçe idim. Sıkışınca onu ittim. Dizleri üzerine düştü. Dizlerinden birisi yaralandı ve bu yaranın izi dizinden kaybolmadı" buyurdu.
Bunun üzerine Abdullah ibni Mes'ud, Ebu Cehil'i aramaya gitti. Onu yaralı olarak buldu ve tanıdı. "Ebu Cehil sen misin?" dedi. Boynuna ayağını bastı. Sakalından tutup çekti ve: "Ey Allahü teâlânın düşmanı! Allahü teâlâ nihayet seni hor ve hakir etti mi?" dedi.