bu Cehil'in işi tamam
Meleklerin yardımıyla harbin durumu bir anda değişti... Hazret-i Sehl anlatır: "Bedir gazasında, her birimiz bir müşrikin başına kılıcımızı salladığımız zaman, daha kılıç dokunmadan, kellelerin bedenden ayrılıp yere yuvarlandığını görüyorduk!.."
Şavaş, hızla Müslümanların lehine değişiyordu. Müşrikler, şaşırmış haldeydiler. Kafirlerin sancaktarı Ebu Aziz bin Umeyr esir edildi. Kumandanları Ebu Cehil ise, Kureyşlileri cesaretlendirmek için durmadan şiirler söyleyerek, askerin moralini düzeltmeye çalışıyordu. Genç bir delikanlı gibi saldırıyor; "Anam beni bugünler için doğurdu!.." diyerek öğünüyor, gençleri teşvik ediyordu.
Müşriklerden Ubeyde bin Sa'id, baştan ayağa kadar zırh giyinmişti. Sadece gözleri görünüyordu. Atının üzerinde bir o tarafa, bir bu tarafa dönüp; "Ben, Ebu Zatülkeriş'im! Ben Ebu Zatülkeriş'im!" yani ben büyük karınlıyım, karın babasıyım diyerek kendince meydan okuyordu.
Kahraman mücahid hazret-i Zübeyr bin Avvam, yanına yaklaşıp, mızrağını tam gözüne nişanladı ve; "Allahü ekber!" deyip savurdu. Hedefini bulan mızrak, onu atından yere düşürdü. Hz.Zübeyr, koşarak yanına vardığında, Ubeyd ölmüştü. Ayağını, yanağına basıp, olanca kuvvetiyle çektiği halde mızrağı zor çıktı, eğilmişti.
Hazret-i Zübeyr'in, Bedir harbinde gösterdiği kahramanlık çok büyüktü. Vücudunda yaralanmadık yer kalmamıştı. Bu durumu oğlu Urve; "Babam, önemli üç kılıç darbesi almıştı. Bunlardan biri boynunda idi. Yara o kadar derin bir iz bırakmıştı ki, içine parmağımı sokabiliyordum" diye anlatmıştı.
Abdurrahman bin Avf da kıyasıyla Kureyşlilerle çarpışıyor, aldığı yaralardan akan kanlara aldırmadan, önüne geleni deviriyordu. Hazret-i Abdurrahman şahid olduğu bir hadiseyi şöyle anlatır: "Bir ara önümde kimse kalmamıştı. Sağıma-soluma baktığım zaman, Ensardan iki delikanlı gözüme ilişti. Bunlardan en kuvvetli ve vurucu olanı ile bulunmak istedim. Bu iki gençten biri, beni gözü ile süzdü, sonra bana dönerek; "Ey amca! Ebu Cehil'i tanır mısın!" diye sordu.
Ben de; "Evet tanırım" dedim ve; "Ey kardeşimin oğlu, Ebu Cehil'i ne yapacaksın?" diye sorunca; "Bana haber verildiğine göre Resulullah'a sövermiş. Allahü teâlâya yemin ederim ki, onu bir görürsem, öldürünceye veya kendim ölünceye kadar asla ondan ayrılmayacağım" dedi. Bir gencin heyecan halinde söylediği bu kat'i ve kararlı söze doğrusu hayret ettim.
Bu iki gençten diğeri de beni gözden geçirerek ötekinin söylediği gibi söyledi. Bu sırada, Ebu Cehil'i görmüştüm. O, Kureyş askeri içinde hiç durmadan ileri geri dönüp duruyordu. Ben; "Ey gençler! Öteye beriye telaşla giden şu şahıs, Ebu Cehil'dir" deyince, hemen kılıçlarına sarıldılar ve onun yanına yaklaşarak çarpışmaya başladılar. Bu gençler, Afra Hatun'un çocukları Mu'az ve Mu'avvez kardeşlerdi.
Bu sırada Eshab-ı kiramın kahramanlarından Mu'az bin Amr, Ebu Cehil'in yanına sokulmak fırsatını buldu. Uzun kuyruklu bir at üzerinde bulunan Ebu Cehil'in üzerine saldırıp bacağına olanca şiddetiyle kılıcını çaldı. Ebu Cehil'in bacağı yere düştü. O sırada babasının imdadına yetişen ve daha Müslüman olmayan İkrime, hazret-i Mu'az bin Amr ile çarpışmaya başladı.
O anda Mu'az ve Mu'avvez kardeşler bir şahin gibi ileri atıldılar. Önlerine geleni devirerek Ebu Cehil'e ulaştılar. Kılıçlarıyla öldü zannedinceye kadar vurdular.