avaş, artık kaçınılmazdı
Kureyşliler barışa yanaşmayınca savaş artık kaçınılmaz olmuştu. Gece, Peygamber efendimiz ve şanlı Eshabı, Bedir'e müşriklerden önce gelip, kuyulara yakın bir yere indiler.
Peygamber efendimiz, Eshabıyla istişare edip, karargahın nerede kurulması gerektiği hakkında reylerini sordu. İçlerinden, henüz otuz üç yaşında bulunan Hz.Habbab bin Münzir, ayağa kalkarak söz istedi. Kabul buyurulunca;
"Ya Resulallah! Burası, Allahü teâlânın size karargah kurulması için emrettiği ve mutlaka kalınması gereken bir yer midir? Yoksa şahsi bir görüş neticesi ve bir harp tedbiri olarak mı seçildi?" diye sual eyledi.
Peygamber efendimiz; "Hayır! Bir harp tedbiri icabı burası seçildi" buyurdu. Bunun üzerine hazret-i Habbab;
"Anam-babam, canım sana feda olsun ya Resulallah! Biz harpci kimseleriz. Buraları da iyi biliriz. Şu Kureyşlilerin konacağı yerin yakınındaki kuyuda tatlı ve bol su var. Müsaadeniz olursa oraya konalım. Etraftaki kuyuların hepsini kapatalım. Sonra bir havuz yapıp, içini su ile dolduralım. Düşmanla çarpışırken, susadıkça havuzumuzdan gelip su içeriz. Düşman ise su bulamaz ve perişan olur" dedi.
O anda Cebrail aleyhisselam, bu fikrin doğru olduğunu bildiren vahyi getirdi. Peygamber efendimiz; "Ey Habbab! Doğru olan görüş senin işaret ettiğindir" buyurdular ve ayağa kalktılar.
Hep birlikte belirtilen kuyunun başına geldiler. Tatlı suyu olan kuyudan başka bütün kuyuları kapatıp, büyük bir havuz yaptılar. İçini su ile doldurup içmek için kaplar koydular.
Bu sırada hazret-i Sa'd bin Mu'az, Peygamber efendimizin huzur-ı şeriflerine gelip; "Ya Resulallah! Biz sana, hurma dallarından, içinde oturacağınız bir gölgelik yapalım mı?" diye teklifte bulundu. Fahr-i alem efendimiz, Sa'd'ın bu düşüncesine memnun oldular ve dua buyurdular. Derhal bir gölgelik yapıldı.
Peygamberlerin Sultanı, şerefli Eshabıyla harp sahasını gezip incelediler. Zaman zaman durup; "İnşaallah, yarın sabah filanın vurulup düşeceği yer şurasıdır! İşte şurasıdır! Şurasıdır..." buyurarak mübarek elleriyle Kureyşli müşriklerin öldürüleceği yerleri birer birer gösterdiler.
Sonradan, hazret-i Ömer bunu; "Onlardan her birinin, Resul-i ekremin mübarek elini koyduğu yerlerin tam üzerinde vurulup öldürüldüğünü gördüm. Ne birazcık ileride, ne de geride idiler" şeklinde haber vermiştir.
Alemlerin efendisi, Eshab-ı kiramı üç gruba ayırdı. Muhacirlerin sancağını Mus'ab bin Umeyr'e. Evslilerinkini Sa'd bin Mu'az'a, Hazreclilerinkini de Habbab bin Münzir'e verdiler. Her biri sancaklarının altında toplandılar. Efendimiz, orduyu saf haline geçirip, nizama soktu.
Orduyu intizama koyarken, saftan ileri çıkan Sevad bin Gaziyye'nin göğsüne, mübarek elindeki çubuk ile dokundular ve; "Hizaya gel, ya Sevad!" buyurdular. Sevad ; "Ya Resulallah! Elinizdeki çubuk canımı acıttı. Ben de size çubukla öyle dokunmak isterim" dedi. "Haydi, kısas et ve hakkını al" buyurdular. Hazret-i Sevad, Habib-i ekrem efendimizin mübarek göğsünü büyük bir sevinç ve muhabbetle öptü. Peygamberimiz; "Niçin böyle yaptın!" diye sorduklarında; "Bugün, Allahü teâlânın emriyle ecelimin geldiğini görüyorum. Aramızda geçen bu son dakikalarda, mübarek vücudunuza dudaklarımın değmesini arzu ettim" dedi.
Onun bu muhabbeti karşısında Peygamber efendimiz de çok duygulandılar ve hazret-i Sevad'a dua buyurdular.