şkla şevkle yola devam
Peygamber efendimiz ve yüce Eshabı, çölde kavurucu bir sıcak altında Bedir istikametine doğru yürüyorlardı. Ayrıca oruçluydular. Eshab-ı kiram, İslâmiyet'i yaymak için, pek çok sıkıntılara katlanarak Peygamber efendimizin peşinden aşk ve şevkle gidiyorlardı...
Çünkü sonunda, Allahü teâlânın ve Resulünün rızası ve ziyadesiyle arzu ettikleri şehitlik ve Cennet vardı... Sevgili Peygamberimiz, Eshabının hallerine bakıp; "Allahım! Onlar, yayadırlar. Sen, onlara binek hayvanı ver! Allahım! Onlar açık ve çıplaktırlar. Sen, onları giydir! Allahım! Onlar açdırlar, onları doyur! Fakirdirler, fadl-ı kereminle onları zengin eyle!" diye dua buyurdular.
Peygamber efendimiz ve mübarek ordusu, bu şiddetli sıcaklar altında Bedir'e doğru ilerlerken, müşriklerin Şam'dan gelen kervanları da Bedir'e yaklaşmıştı.
Peygamber efendimizin, kervandan haber almak üzere gönderdiği iki sahabi, kervanın bir-iki gün içinde Bedir'e gelebileceğini öğrenip, sür'atle geri döndüler.
Kervandakiler, onların haberi öğrendiği köye geldiklerinde, köylülere; "Müslümanların casuslarından haberiniz var mıdır?" diye sordular. Onlar; "Bilmiyoruz. Fakat iki kişi gelip, şurada biraz oturdular, sonra da kalkıp gittiler" dediler.
Ebu Süfyan, tarif edilen yere gidip tetkik ettiğinde, yerdeki deve pisliklerini ezdi ve içinde yem çekirdekleri gördü ve; "Bunlar Medine yemleridir. Öyle zannederim ki, o iki adam Müslümanların casuslarıdır" dedi.
Müslümanların çok yakınlarda olduğunu tahmin ederek, büyük bir korkuya kapıldı. Kervanın akıbetinden endişeye düşerek, gece-gündüz yürüyüp, vakit kaybetmeden Kızıldeniz sahilinden Mekke'ye sür'atle gitmeye karar verdi. Ayrıca, Damdam bin Amr Gıfari isminde birini, durumu bildirmek üzere Mekke'ye haberci olarak gönderdi.
Bu kimse, Mekke'ye gelince gömleğini önünden ve arkasından yırttı. Devesinin palanını ters çevirdi. Acaib bir vaziyette;
"İmdaaat! İmdat!.. Ey Kureyşliler! Yetişin!.. Kervanınıza, Ebu Süfyan'ın yanındaki mallarınıza, Muhammed ve Eshabı saldırdılar. Eğer yetişebilirseniz kervanınızı kurtabilirsiniz!.." diye feryad-ı figan edip bağırmaya başladı.
Bunu duyan Mekkeliler, derhal toparlanıp, hazırlıklarını yaptılar. Yedi yüz develi, yüz atlı süvari ve yüz elli piyade toparladılar. Ebu Leheb'e; "Haydi sen de katıl!" dediklerinde, korkusundan hastalığını bahane etti. Yerine, As bin Hişam'ı bedel olarak gönderdi. Ümeyye bin Halef adındaki müşrik, harbe hazırlanmakta gayet gevşek davranıyordu.
Zira, Peygamber efendimizin; "Benim Eshabım, Ümeyye'yi katleder" buyurduğunu duymuştu. O'nun, hiçbir zaman doğruluktan ayrılmadığını bildiği için korkuyordu. Bu sebeple, Ebu Cehil'in ısrarlarına karşı, yaşlı ve çok şişman olduğunu ileri sürdü. Fakat Ebu Cehil'in korkaklıkla itham etmesi üzerine gitmek mecburiyetinde kaldı.
Müşrik ordusunun çoğu zırhlı idi. Yanlarında güzel sesli kadınlar vardı. Çalgı aletlerini ve içki almayı da ihmal etmemişlerdi. Bu kadar güçlü bir ordu ile, değil üç yüz kişiye, bin kişilik bir orduya bile anında galip geliriz zannında idiler.
Yola çıkmadan öldürecekleri kimseleri, alacakları ganimetleri hesap edenler bile vardı. Fakat hepsinin en büyük emeli; İslâm'ı ortadan kaldırmaktı...
Bu azgın müşrik sürüsü, kadınların çaldığı defler ve söylediği şarkılarla yola çıktı...