esulullah barış istiyordu
Münafıkların ve müşriklerin, sinsi düşmanlığına rağmen, Resulullah efendimiz hep barış, yoluna gidiyordu. Savaş istemiyordu. Fakat müşrikler düşmanlıkta ısrarlıydılar. Bunun için, Eshab-ı kiramdan bazıları, artık düşmana açıkça karşı çıkmayı arzu ediyor ve; "Ya Rabbi! Bizim için, senin yolunda, şu müşriklerle mücadele etmekten daha kıymetli bir şey yoktur. Bu Kureyşli müşrikler ki, Habibinin Peygamberliğini yalanladılar ve Mekke'den çıkmaya mecbur ettiler. Allahım! Bunlarla savaş yapmamıza müsaade et!.." diye dua ediyorlardı.
Resullulah efendimiz ise, bu yolda Allahü teâlânın emrini bekliyor, ne buyurulursa ona göre hareket ediyordu.
Nihayet beklenen izin çıktı. Cebrail aleyhisselamın getirdiği vahiyde şöyle buyuruluyordu:
"Size karşı harp açanlarla, siz de Allahü teâlânın yolunda çarpışın. Fakat haddi tecavüz edip, aşırı gitmeyin. Muhakkak ki, Allahü teâlâ aşırı gidenleri sevmez. Onlar sizi (Mekke'den) çıkardıkları gibi, siz de onları çıkarın. Onların şirk fitneleri, adam öldürmekten daha kötüdür. Onlar Mescid-i Haram'da sizinle çarpışmadıkça, siz de orada, kendileriyle harp etmeyin. Fakat, onlar sizi orada öldürürlerse, siz de onları orada öldürün. Kafirlerin cezası böyledir. Eğer onlar, Allahü teâlâyı inkardan ve muharebeden vazgeçerlerse, (siz de bırakın. Zira) muhakkak ki, Allahü teâlâ pek çok mağfiret ve merhamet edicidir." (Bekara suresi: 190-192)
Daha sonra gönderilen bir ayet-i kerimede de buyuruldu ki:
"Şirk fitnesinden eser kalmayıncaya ve din de yalnız Allahü teâlânın oluncaya (yalnız Allahü teâlâya ibadet edilinceye) kadar, o müşriklerle harp edin. (Şirkten) vaz geçerlerse, (onlara zulüm yoktur.) Artık düşmanlık (ceza) ancak zalimler üzerinedir." (Bekara suresi: 193)
Fahr-i Kainat efendimiz, Medine'nin asayişini korumak, düşmanların durumunu kontrol etmek için seriyyeler yani küçük askeri birlikler tertipledi. Medine'de nöbet tutma usulünü koyarak gerekli emniyet tedbiri aldı.
Müşrikleri, ticari ve iktisadi yönden zayıf düşürmek ve yola getirmek lazımdı. Bunun için Suriye ticaret yollarını kesmeleri icabediyordu. Bu sırada, bir müşrik kervanının Medine yakınlarından geçmekte olduğu işitildi.
Sevgili Peygamberimiz, derhal sefer hazırlığı yapılmasını emredip, otuz süvarinin başına hazret-i Hamza'yı kumandan tayin etti. Kendisine, Allahü teâlâdan korkmayı, emri altında bulunanlara iyi davranmayı tavsiye buyurduktan sonra; "Allahü teâlânın yolunda, Allahü teâlânın ismini anarak gazaya çıkınız! Allahü teâlâyı tanımayanlarla çarpışınız..." buyurdular. Hazret-i Hamza'ya, beyaz bir bayrak vererek uğurladılar.
Hazret-i Hamza, emrindeki birlikte üç yüz süvarinin koruduğu müşrik kervanına doğru harekete geçti. Kervanla, Sif-ül-Bahr denilen yerde karşılaşıldı. O sırada orada bulunan iki tarafın da müttefiki olan Mecdi bin Amr, Müslümanların sayıca az olduğunu göz önüne alıp yenilebiliceklerini düşündü. Müslüman devletinin ilelebet devamını umarak iki tarafı çarpışmaktan vazgeçirdi.
Sonra, hazret-i Hamza ve arkadaşları Medine'ye geri döndüler. Durum, Peygamber efendimize arz edilince, memnuniyetini bildirerek; "İyi ve doğru bir iş yapılmıştır" buyurdular.