y Habibim! Mahzun olma
Resulullah efendimizin hicretinden önce, Medine'de bulunan Hazrec kabilesinin reisi Abdullah bin Übey, Medine'ye hükümdar seçilecekti.
Akabe biatları, daha sonra da hicret hadisesiyle Evs ve Hazrec kabilelerinin çoğu Müslüman olunca, Abdullah bin Übey'in hükümdarlığı gerçekleşmedi.
Bu sebeple Abdullah bin Übey, başta Peygamber efendimize ve muhacir olan Eshab-ı kirama, sonra Medineli sahabeye diş biliyor, fakat düşmanlığını açıkca gösteremiyordu. Kendisi gibi birkaç kimse ile, münafıklar zümresini teşekkül ettirdi.
Bunlar, Müslümanların yanında İslâm dinine girdiklerini söylüyor, fakat arkalarından alay ediyorlardı. Gizliden gizliye nifak tohumları ekmeye ve fitne çıkarmaya başladılar.
Bunda öyle ileri gittiler ki, Fahr-i alem efendimizin mübarek sözlerini tersine nakletmeye ve değiştirmeye kalkıştılar.
Düşmanlıklarını içinde saklıyan Yahudiler, Peygamber efendimizle bir antlaşma imzaladılar. Peygamber efendimize gruplar halinde geldiler. Kendilerince çok zor olan sorular sordular. Aldıkları cevaplardan O'nun, hak peygamber olduğunu anladılar.
Fakat inad ve kıskançlıklarından iman etmediler. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz; "Bana Yahudi alimlerinden on kişi iman etmiş olsaydı, Yahudilerin hepsi iman ederlerdi" buyurdular.
Resulullah efendimizin böyle mahzun olmasını, Allahü teâlâ şu ayet-i kerimesiyle teselli eyledi:
"(Ey Habibim! Kalbleriyle inanmadıkları halde, ağızlarıyla inandık diyenlerle, Yahudilerden küfür içinde koşuşanlar, seni mahzun etmesin. Onlar, durmadan yalan dinleyenler ve senin huzuruna gelmeyen başka bir kavim (Hayber Yahudileri) için, (Kureyzaoğullarından) casusluk edenlerdir. Kelimeleri (Allahü teâlâ tarafından) yerlerine konduktan sonra değiştirirler.
"Eğer size şu (fetva) verilirse, onu kabul edin, verilmezse sakının" derler. Allahü teâlâ, kimin fitneye düşmesini dilerse, artık sen, Allahü teâlânın iradesini önlemeye hiçbir surette muktedir olamazsın.
Onlar öyle kimselerdir ki, Allahü teâlâ, (onların) kalblerini temizlemek dilememiştir. Onlara, dünyada hakir ve perişanlık; ahırette de pek büyük bir azab vardır." (Maide suresi: 41)
Yapılan antlaşma sebebiyle, sahabeden bazıları, komşuları olan Yahudilerle dostluk kurmuşlardı.
Allahü teâlâ, onları da bundan men ederek buyurdu ki:
"Ey iman edenler! Din kardeşlerinizden başkasını dost edinmeyin. Onlar size fenalık yapmakda, fesat çıkarmakda kusur etmezler ve sıkıntıya girmenizi arzu ederler. Onların size karşı olan kin ve düşmanlıkları, ağızlarından dışarı dökülmüştür. Kalblerinde gizledikleri düşmanlık ise daha büyüktür. Onların düşmanlıklarına dair ayetleri açıkladık, eğer düşünür anlarsanız..." (Al-i İmran suresi: 118)
Mekkeli müşrikler, Medine'deki müşrikleri münafıkları, Yahudileri ve Medine'nin çevresindeki kabileleri durmadan tahrik ve tehdide devam ediyorlardı.
Bir an önce İslâmın nurunu söndürmeye çalışıyorlar, sevgili Peygamberimizin mübarek vücudunu ortadan kaldırmanın yollarını arıyorlardı.