irinci şehadetiniz kafi
Abdullah bin Selam, Müslüman olmasını şöyle anlatır:
Resulullah efendimiz Medine'ye hicret ettiği zaman, O'nu görmek için hemen halkın arasına karıştım. Mübarek cemalini, nurlu yüzünü görür görmez; "O'nun yüzü yalancı bir yüz olamaz!" dedim.
Resulullah, toplanan insanlara İslâmiyeti anlatıyor, nasihatler veriyordu. Burada Resulullah'tan işittiğim ilk hadis-i şerif şudur:
"Selamı aranızda yayınız, aç kimseleri doyurunuz, sıla-i rahm yapınız (yakın akrabaları ziyaret ediniz). İnsanlar uykuda iken namaz kılınız. Böylece Cennet'e selametle girersiniz."
Fahr-i alem, beni nübüvvet nuru ile tanıyıp, "Sen, Medine alimi İbn-i Selam mısın?" buyurdu. Ben de; "Evet" deyince, sevgili Peygamberimiz; "Yaklaş" buyurarak, şu suali sordu: "Ey Abdullah! Allahü teâlâ için söyle! Tevrat'ta benim vasıflarımı okuyup öğrenmedin mi?"
Ben de; "Allahü teâlânın sıfatları nelerdir, söyler misiniz?" dedim. Bu suale karşılık, Resulullah biraz bekledi ve Cebrail aleyhisselam İhlas suresini indirdi. Resulullah efendimizin okuduğu bu sureyi işitince, Peygamberimize hemen; "Evet ya Resulullah! Doğru söylüyorsun, şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. Sen O'nun kulu ve Resulüsün" diyerek Kelime-i şehadet getirip Müslüman oldum.
Sonra da evin bir tarafına saklandım. Benim peşimden Yahudilerin ileri gelenlerinden bir grup içeri girdi. Resulullah efendimiz, Yahudilere; "Abdullah bin Selam, nasıl bir kimsedir?" diye sordu.
Yahudiler de; "O bizim en yüksek alimimiz ve en büyük alimimizin de oğludur! İbn-i Selam bizim en hayırlımız ve en hayırlımızın da oğludur!" dediler.
Bunun üzerine Resulullah efendimiz, Yahudilere; "Eğer o Müslüman olduysa, siz buna ne dersiniz?" diye sordu. Yahudiler; "Allah onu böyle bir şeyden korusun!" diye karşılık verdiler.
O sırada saklandığım yerden çıkıp; "Ey Yahudi topluluğu! Allahü teâlâdan korkunuz! Size geleni kabul ediniz. Allahü teâlâya yemin ederim ki, siz de bilirsiniz; elinizdeki Tevrat'ta isminin ve sıfatlarının yazılı olduğunu gördüğünüz Allahü teâlânın resulü budur. Ben şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam O'nun kulu ve resulüdür" diyerek O'nu tasdik ettim.
Bunun üzerine Yahudiler; "O bizim en kötümüzdür ve en kötümüzün de oğludur!" diyerek çeşitli kusurlar ve iftiralarda bulunup beni kötülediler.
Ya Resulallah! Ben onların zalim, yalancı, kötülükten çekinmeyen, iftiracı bir millet olduğunu size haber vermemiş miydim? İşte hepsi ortaya çıktı! dedim. Resulullah Yahudilere; "Birinci şehadetiniz bize kafidir, ikincisi ise lüzumsuzdur" buyurdu. Bunun üzerine hemen evime döndüm. Ailemi ve akrabalarımı İslâmiyete davet ettim. Halam da dahil hepsi Müslüman oldular.
Kendisi ile birlikte; Sa'lebe bin Sa'ye Üseyd bin Sa'ye, Esed bin Übeyd ve bazı Yahudiler samimi olarak Müslüman oldular. Fakat bazı Yahudiler; "İslâmiyete yalnız bizim şerlilerimiz inandı. Eğer onlar hayırlılarımızdan olsalardı, atalarının dinini bırakmazlardı" dediler.