ihayet Medine'ye ulaştı
Selman-ı Farisi hazretleri, hak dini bulup öğrenmek maksadıyla, Rahibin yanında hizmet etmeğe başlar. Fakat zamanla bunun da hak yolda olmadığını anlar. Çünkü, Rahip, fakirlere verilmek için getirilen sadaka, altın ve gümüşleri saklar, muhtaçlara vermezdi. Tam yedi küp altın ve gümüş biriktirmişti. Bir müddet sonra da Rahip ölür...
Bundan sonrasını şöyle anlatır:
Hıristiyanlar defin için toplandılar. Onlara; "Neden buna bu kadar hürmet ediyorsunuz? O hürmete layık bir insan değildir!" dedim. "Sen bunu nereden çıkarıyorsun?" dediler ve bana inanmadılar.
Ben de biriktirdiği altınların yerini gösterdim. Yedi küp altını ve gümüşü çıkardılar, sonra; "Bu, defne ve techize layık bir kimse değildir" diyerek bir yere atıp üzerini taşla örttüler.
Yerine başka birisi geçti. Bu zat gerçekten ilim sahibi zahid bir kimse olup, dünyaya hiç ehemmiyet vermezdi. Ahirete talib bir kimse idi ve hep ahıret için çalışır, gece-gündüz daima ibadet ederdi. Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım. Hizmetini severek yapardım. Birlikte ibadet ederdik.
Bir gün ona; "Ey benim efendim! Uzun zamandan beri yanınızdayım. Siz Allahü teâlânın emirlerine itaat ediyor ve men ettiklerinden kaçıyorsunuz. Öldüğünüz zaman, ben ne yapayım, bana ne tavsiye edersiniz?" diye sordum.
Cevap olarak; "Oğlum, Şam'da insanları ıslah edecek kimse kalmadı. Kime gitsen seni ifsad eder. Fakat Musul'da bir zat vardır. Onu bulmanı tavsiye ederim" dedi. O ölünce, Musul'a geçtim, tarif ettiği zatı buldum ve başımdan geçenleri anlattım. Hizmetine kabul etti.
Fakat bir gün hastalandı. Öleceği zaman, aynı soruları ona da sordum. Bana Nusaybin'de bir zatı tavsiye etti. Vefatı üzerine derhal Nusaybin'e gittim.
Söylediği kimseyi bulup, yanında kalmak istediğimi bildirdim. Kabul edince, bir müddet de onun hizmetinde bulundum. Hastalanınca, beni başka birine göndermesini söyledim. Bu sefer bana Amuriye adlı Rum şehrinde bulunan başka bir zatı tarif etti.
Ölümünden sonra Amuriye'nin yolunu tuttum. Söylediği bu şahsı da bulup, hizmetine girdim ve uzun zaman kaldım. Onun da ölümü yaklaştı. Beni birine havale etmesini rica edince; "Vallahi şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat ahir zaman peygamberinin gelmesi yaklaştı. O, Arablar arasından çıkacak, vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok bir şehre yerleşecek. Hediyeyi kabul eder sadakayı kabul etmez. İki omuzu arasında nübüvvet mührü vardır" diyerek alametlerini saydı. Bu zat da ölünce, söylediklerine uyarak Arab diyarına gitmeye karar verdim.
Amuriye'de çalışıp, birkaç öküz ile bir miktar koyun sahibi olmuştum. Beni Kelb kabilesinden bir kafile, Arab beldesine gidecekti. Onlara; "Bu sığır ve koyunlar sizin olsun, beni Arab vilayetine götürün!" deyince, teklifimi kabul edip yanlarına aldılar.
Daha sonra ihanet edip, köledir diyerek beni bir Yahudiye sattılar. Yahudinin bulunduğu yerde hurma bahçeleri gördüm. "Ahir zaman peygamberinin hicret edeceği yer herhalde burasıdır" diye düşündüm. Bu Yahudiye bir müddet hizmet ettim. Sonra beni amcasının oğluna sattı. O da alıp Medine'ye getirdi. Medine'ye varınca, burasını önceden görmüş, burada yaşamış gibi ısındım.
Artık ahir zaman peygamberine yaklaştığımı hissediyordum.