eşke hizmetle şereflenseydim
Mağaradan ayrılan, Resulullah efendimiz ve Hz. Ebu Bekir, Medine'ye doğru yol almaya devam ediyorlar...
Kudeyd denilen yere geldiklerinde, Ümmü Ma'bed isminde cömertliğiyle meşhur, akıllı, iffetli bir hanımın çadırı önünde durdular. Ücretiyle yiyecek hurma ve et almak istediler.
Ümmü Ma'bed; "Eğer olsa idi, para ile değil, ikramda bulunurdum. Kıtlık ve geçim sıkıntısı sebebiyle elimizde bir şey kalmadı" dedi. "Süt var mı?" diye sorduklarında; "Yoktur. Davarlar kısırdır" diye cevap verdi.
Kainatın Sultanı, çadırın yanında duran zayıf bir koyunu işaret ederek sordu: "Ey Ümmü Ma'bed! Bu koyun niçin burada bağlı duruyor?" O da; "Gayet hasta ve zayıf olduğundan sürüden kaldı. Dermanı olmadığı için gidemedi" dedi. Peygamber efendimiz;
"Hiç sütü var mıdır? Bu koyunu sağmama izin verir misiniz?" buyurunca; "Anam babam sana feda olsun, sütü yoktur, fakat onu sağmanıza hiçbir şey mani değildir" dedi.
Resulullah efendimiz, koyunun yanına gelip, Allahü teâlânın ismini zikrettiler. Bereket ile dua ettikten sonra, mübarek elini koyunun memesine sürdüler. O anda meme, süt ile doldu ve akmağa başladı. Hemen kap getirip doldurdular.
Önce Ümmü Ma'bed'e ve diğerlerine verip doyuncaya kadar içmelerini sağladı. En sonunda kendisi içti. Bir daha mübarek elini koyunun memesine dokunup sığadılar ve çadırda bulunan en büyük kabı istediler. Onu da doldurup Ümmü Ma'bed'e teslim ettiler.
İçtikleri sütün kıymeti kadar da para verdiler. Oradan ayrıldıktan sonra, Ümmü Ma'bed'in kocası geldi ve sütü gördü. Sevinerek; "Bu süt nereden geldi?" diye sorunca, Ümmü Ma'bed; "Bir mübarek kimse gelip, hanemizi şereflendirdi. Gördüklerin, O'nun himmeti ve bereketidir" dedi.
"Tarif eder misin? Sıfatı ve cemali nasıldır?" diye sordu. Ümmü Ma'bed; "Gördüğüm o mübarek zat, pek biçimli ve güzel yüzlü idi. Gözlerinde bir mikdar kırmızılık, sesinde naziklik vardı. Mübarek kirpikleri uzun idi. Gözünün akı pek beyaz, karası da çok siyah olup, kudretten sürmeli idi. Saçları siyah, sakalı sık idi. Sustuğunda üzerinde bir vakar ve ağırbaşlılık vardı. Konuşurken tebessüm ediyor, sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi ağzından tatlı tatlı dökülüyordu. Uzaktan çok heybetli görünüyor, yakına gelince, çok tatlı ve cazip bir hal alıyordu. Yanında bulunanlar, emrini yerine getirmek için canla başla koşuyorlardı" diyerek, daha pek çok hasletlerini saydı...
Bunları hayretle dinleyen kocası, Resulullah efendimizin ardı sıra gidip Rim vadisinde yetişti ve Müslüman oldu. Ümmü Mü'bed de Müslüman oldu...
Müşrikler, Medine'ye doğru yola çıkan Muhammed aleyhisselamı ve hazret-i Ebu Bekir'i devamlı arıyorlardı. Bulamadıkları takdirde kendileri için pek büyük bir tehlike baş gösterecekti. Çünkü, Müslümanların bir "İslâm Devleti" kurup, kısa zamanda kendilerini ortadan kaldırabileceklerini düşünüyorlardı.
Bu sebeple müşrikler, her şeylerini ortaya koydular. Peygamber efendimizle hazret-i Ebu Bekir'i öldürene veya esir edene; yüz devenin yanı sıra sayısız mal ve para vereceklerini vaad ettiler. Bu haber, Süraka bin Malik'in mensubu olduğu Müdlicoğulları arasında da yayıldı. Süraka bin Malik, iyi iz sürerdi. Bu yüzden olup bitenlerle yakından ilgilendi.