ana hiçbir zarar gelmez
Mekke'den hicret edip kendilerine sığınan muhacirleri, Medineliler çok iyi karşılayıp, misafir ettiler. Onların rahat etmeleri için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadılar. Kan kardeşliğinden de öte bir kardeşlik meydana geldi. Aralarında kuvvetli bir birlik meydana geldi.
Medine'ye hicret; Resulullah'ın da hicret edip Müslümanların başına geçeceği ihtimaliyle, Mekkeli müşrikleri telaşlandırmıştı.
Önemli işleri görüşmek için bir araya geldikleri Dar-ün-Nedve'de toplandılar, ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Şeytan, Şeyh-i Necdi kılığında yani ihtiyar bir Necdli şeklinde müşriklerin yanına geldi. Konuşmalarını dinledi. Çeşitli teklifler öne sürüldü. Fakat hiç biri beğenilmedi.
Sonra şeytan söze karıştı ve; "Düşündüklerinizin hiçbiri çare olamaz. Çünkü O'ndaki güler yüz ve tatlı dil her tedbiri bozar. Başka çare düşününüz" diyerek fikrini söyledi.
Kureyşin reisi olan Ebu Cehil; "Her kabileden kuvvetli bir kimse seçelim. Ellerinde kılıçları ile Muhammed'in üzerine saldırsınlar. Kılıç vurup kanını döksünler. Kimin öldürdüğü belli olmasın. Böylece mecburen diyete razı olurlar. Biz de diyetini verir, sıkıntıdan kurtuluruz" dedi. Şeytan da, bu fikri beğendi ve hararetle teşvik ve tavsiye etti.
Müşrikler bu hazırlık içindeyken Allahü teâlâ, Resulüne hicret emri verdi. Cebrail aleyhisselam gelerek, müşriklerin kararını ve o gece yatağında yatmamasını bildirdi.
Sevgili Peygamberimiz hazret-i Ali'ye kendi yatağında yatmasını, bıraktığı emanetleri sahiplerine vermesini söyleyerek, "Bu gece yatağımda yat uyu, şu hırkamı da üzerine ört! Korkma, sana hiçbir zarar gelmez" buyurdu.
Hazret-i Ali, Peygamber efendimizin emr ettiği şekilde yattı. Habibullah'ın yerine hiç korkmadan kendi nefsini feda etmeye hazırdı.
Hicret gecesi müşrikler, Resulullah efendimizin saadethanelerinin etrafını sarmışlardı. Peygamber efendimiz mübarek evlerinden çıktılar. Yasin-i şerif suresinin başından on ayet-i kerimeyi okudular ve bir avuç toprak alıp kafirlerin başına saçtılar. Oradan uzaklaştılar.
Bir müddet sonra müşriklerin yanına biri gelip; "Burada ne bekliyorsunuz?" diye sorunca; "Muhammed'in evden çıkmasını" diye cevap verdiler. O gelen; "Yemin ederim ki, Muhammed aranızdan geçip gitti, başınıza da toprak saçtı" dedi.
Müşrikler, ellerini başlarına götürdüler. Hakikaten, başlarında toprak buldular. Derhal kapıya hücum edip içeri girdiler. Hazret-i Ali'yi, Resul aleyhisselamın yatağında görünce, Resul-i ekremin nerede olduğunu sordular.
Hazret-i Ali; "Bilmem! Beni, O'nun muhafazasına memur mu ettiniz?" dedi. Bunun üzerine hazret-i Ali'yi tartakladılar. Kabe'nin yanında bir müddet hapsettikten sonra bıraktılar. Müşrikler, Resulullah efendimizi bulmak için dışarıya çıkıp aramaya başladılar.
Önce hazret-i Ebu Bekir'in evine giderek, kızı Esma'ya sordular. Cevap vermeyince döğdüler. Her yeri aramalarına rağmen, bulamadılar ve çılgına döndüler.
En azılıları olan Ebu Cehil, Mekke ve civarında tellallar bağırtarak, sevgili Peygamberimizi ve hazret-i Ebu Bekir'i bulup getirenlere ve yerlerini bildireceklere 100 deve vereceğini vaad etti. Onun bu vaadini duyan ve mala tamah eden bazı kimseler silahlanıp, atlarına binerek aramaya koyuldular.