kinci Akabe biatı
Medineliler, Peygamber efendimize söz verdiler: Kendi çoluk-çocuğumuzu nasıl muhafaza ediyorsak, mübarek vücudunuzu da, kanımızın son damlasına kadar, koruyacağımıza yemin ediyoruz. Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allahü teâlâya verdiğimiz sözde durmayıp şakiler zümresine dahil olalım! Ya Resulallah! Biz bu sözümüzde sadıkız. Allahü teâlâ muvaffak eylesin!
Sonra da sordular: "Bizden kendiniz için istediğiniz bir şart var mıdır?"
Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Sizden Rabbim için olan şartım, Allahü teâlâya ibadet etmeniz ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmamanız; kendim ve Eshabım için olan şartım, bizi barındırmanız, bana ve Eshabıma yardımcı olmanız, kendinizi savunduğunuz, koruduğunuz şeylerden bizleri de korumanızdır."
Bera bin Ma'rur; "Seni hak din ve kitap ile peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya and olsun ki; çoluk-çocuğumuzu savunup, koruduğumuz gibi seni de koruyacağız! ya Resulallah" dedi.
Medineli Müslümanlardan Abbas bin Ubade, Peygamber efendimizle yapılacak anlaşmayı pekiştirmek için, arkadaşlarına; "Ey Hazrecliler! Muhammed aleyhisselamı niçin kabul ettiğinizi biliyor musunuz?" dedi. Onlar da; "Evet" cevabını verdiler.
Bunun üzerine; "Siz O'nu, hem barış, hem de savaş zamanları için kabul edip, O'na tabi oluyorsunuz. Eğer, mallarınıza bir zarar gelince, akraba ve yakınlarınız helak olunca, Peygamberimizi yalnız ve yardımsız bırakacaksanız, bunu şimdiden yapınız. Vallahi, eğer böyle bir şey yaparsanız dünyada ve ahırette helak olursunuz! Eğer davet ettiği şeyde, mallarınızın gitmesine ve yakın akrabalarınızın öldürülmesine rağmen, O'na vefa göstereceğinize aklınız kesiyorsa, tutunuz. Vallahi bu, dünyanız ve ahıretiniz için hayırlıdır" deyince, arkadaşları;
"Biz Peygamberimizden, mallarımız ziyan olsa da, yakınlarımız öldürülse de vazgeçmeyiz. Ondan hiçbir zaman ayrılmayaz. Ölmek var, dönmek yok!" dediler.
Sonra Peygamber efendimize dönerek, "Ya Resulallah! Biz bu ahdimizi yerine getirirsek, bize ne vardır?" diye sordular.
Sevgili Peygamberimiz o zaman; "Allahü teâlânın razı olması ve Cennet var!" buyurdular. Bunlardan her biri kavminin temsilcileri, vekilleri olarak söz verdiler.
İlk önce hazret-i Es'ad bin Zürare; "Ben, Allahü teâlâya ve O'nun Resulüne verdiğim sözü yerine getirmek, canımla ve malımla O'na yardım hususundaki vaadimi gerçekleştirmek üzere bi'at ediyorum, söz veriyorum " diyerek müsafeha etti. Arkasından her biri bu şekilde bi'atı tamamladılar.
Böylece, Resulullah'ın uğrunda canlarını ve mallarını çekinmeden ortaya koydular. Kadınlar ile bi'at, sadece söz ile yapılmıştı.
Sevgili Peygamberimiz; "Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık, iftira ve zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, yalan söylememek, hayırlı işlere muhalefette bulunmamak....." hususlarında onlardan söz aldılar.
Abbas bin Ubade; "Ya Resulallah! Yemin ederim ki, istediğin takdirde, yarın sabah, Mina'da bulunan kafirlerin üzerine yürür ve hepsini kılıçtan geçiririz" dedi.
Peygamber efendimiz memnun oldular, fakat; "Bize, henüz bu şekilde hareket etmemiz emrolunmadı. Şimdilik yerlerinize dönünüz" buyurdular.