erkese tatlı dil, güler yüz!
Sa'd bin Mu'az, teyzeoğlu Es'adın öldürüleceği haberi üzerine akrabalık tarafı ağır basıp yerinden fırladı. Doğruca, hazret-i Es'ad bin Zürare'nin yanına gitti. Oraya varınca, Es'ad ile Mus'ab bin Umeyr'in son derece huzur ve sükun içerisinde oturup, sohbet ettiklerini gördü. Yanlarına yaklaşıp;
- Ey Es'ad! Aramızda akrabalık olmasaydı, sen bunları yapamazdın, dedi. Bu sözlere, hazret-i Mus'ab bin Umeyr;
- Ey Sa'd! Biraz dur, otur ve bizi dinle; anla, sözlerimiz hoşuna giderse ne ala, yok beğenmezsen, bunu sana teklif etmeyiz. Sen de kalkıp gidersin! diye cevap verdi.
Sa'd bin Mu'az, bu mülayim ve tatlı sözler karşısında sakinleşip, bir kenara oturdu ve onları dinlemeye başladı.
Mus'ab bin Umeyr hazretleri, Sa'd bin Mu'az'a önce İslâmiyet'in esaslarını açıkladı. Sonra tatlı ve güzel sesiyle Kur'an-ı kerimden bir mikdar okudu. Okudukça, Sa'd bin Mu'az'ın hali değişiyor, kendinden geçiyordu. Kur'an-ı kerimin eşsiz belagatı karşısında kalbi yumuşadı ve büyük bir tesir altında kaldı. Kendini tutamayıp;
- Siz bu dine girmek için ne yapıyorsunuz? dedi.
Mus'ab bin Umeyr, hemen Kelime-i şehadeti öğretti. O da;
"Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" diyerek Müslüman oldu.
Sa'd bin Mu'az Müslüman olmaktan duyduğu huzur ve sevinçten yerinde duramıyordu. Derhal evine gidip, öğrendiği gibi gusül abdesti aldı. Sonra kavminin toplanmasını istedi. Üseyd bin Hudayr'ı yanına alıp, halkın bulunduğu yere vardı. Abdüleşhel oğullarına hitaben;
- Ey Abdüleşhel oğulları! Siz beni nasıl tanırsınız? dedi.
Onlar hep bir ağızdan;
- Sen bizim reisimiz ve büyüğümüzsün, biz sana tabiyiz! diye cevap verdiler. Sa'd bin Mu'az, onların bu sözleri üzerine;
- O halde hepinize haber veriyorum. Ben Müslüman olmakla şereflendim. Sizin de Allahü teâlâya ve O'nun resulüne iman etmenizi istiyorum. Eğer iman etmezseniz, sizin hiç birinizle konuşup görüşmeyeceğim!.. dedi.
Abdüleşhel oğulları, reisleri Sa'd bin Mu'az'ın Müslüman olduğunu ve kendilerini de İslâm'a davet ettiğini duyar-duymaz, hep birlikte Müslüman oldular.
O gün akşama kadar Medine semalarını Kelime-i şehadet ve tekbir sedalarıyla çınlattılar. Bu hadiseden kısa bir müddet sonra, bütün Medine halkı, Evs ve Hazrec kabileleri İslâmiyet'i kabul ettiler.
Her ev İslâm nuruyla aydınlandı. Sa'd bin Mu'az ve Üseyd bin Hudayr, kabilelerine ait bütün putları kırdılar.
Bu durum sevgili Peygamberimize bildirilince, çok memnun oldular. Mekkeli Müslümanlar sevinç içinde idiler. Bu sebeple o seneye senet-üs-sürur (sevinç yılı) denildi.
Bütün bu hızlı gelişmeler, İslâmın süratle yayılması bu hadiselerde açıkça görüldüğü gibi, yumuşaklıkla, tatlı dille olmuştu. Eshabı, Resulullahtan ne gördülerse aynen tatbik ettiler.
Efendimizin güzel huyu, yumuşaklığı, affı, sabrı, ihsanı, ikramı, o kadar çoktu ki, herkesi hayran bırakırdı.