ahmet olarak gönderildim
Taiflilere Peygamberliğini tebliğ vazifesini ifa eden, Kainatın efendisi Mekke'ye dönmek üzere yola çıktı. Mekke'ye iki konaklık bir mesafe kaldığında, bir bulutun kendilerini gölgelemekte olduğunu gördü.
Dikkatle baktıklarında, Cebrail aleyhisselam olduğunu anladı. Bu hadiseyi sevgili Peygamberimiz, Aişe-i Sıddika validemize anlatır.
Bir gün hazret-i Aişe validemiz;
- Ya Resulallah! Senin başından Uhud gününden daha ıstıraplı bir gün geçti mi? diye sordu. Resulullah efendimiz şöyle cevap verdi.
- Vallahi senin kavminden öyle cefa çektim ki, Uhud gazasında bulunan kafirlerden onu çekmedim. İbn-i Yalil bin Abd-i Külal'e nefsimi arz ettiğimde (yani nübüvvetimi bildirip onu dine davet ettiğimde) kabul etmedi. Yanlarından öyle büyük bir ıstırapla ayrıldım ki, ta Karn-ı Sealib denilen yere varıncaya kadar kendime gelemedim. Orada başımı yukarı kaldırdım. Bir bulutun, üzerime gölgesini saldığını gördüm. Baktım ki, bulutun içinde Cebrail (aleyhisselam) duruyor. Bana nida edip dedi ki:
"Ya Muhammed! Hak teâlâ hazretleri, kavminin senin hakkındaki sözlerini ve seni korumak istemediklerini işitti. Sana, dağlara me'mur olan şu meleği gönderdi ki, ne istersen ona emredersin."
O melek de bana nida edip selam verdikten sonra;
"Ya Muhammed! Hak teâlâ hazretleri, Cibril'in dediği gibi, dağların meleği olan beni sana gönderdi ki, ne istersen bana emredersin; emrine amadeyim. Eğer şu iki yalçın dağın (Kuaykıan dağı ile Ebu Kubeys dağının) Mekkeliler üzerine kapanırcasına birbirine kavuşmasını (ve müşrikleri tamamiyle ezmesini) istiyorsan, emret kavuşturayım!" dedi.
Ben razı olmadım ve dedim ki: "Hayır! Ben alemlere rahmet olarak gönderildim. Allahü teâlânın bu müşriklerin sulbünden, yalnız cenab-ı Hakk'a ibadet eden ve Allahü teâlâya hiçbir şeyi ortak koşmayan bir nesil meydana çıkarması için dua ederim."
Peygamber efendimiz Taif'ten Mekke'ye dönerken, Nahle mevkiinde birazcık istirahat buyurdular. Bir ara namaza durmuşlardı. Nusaybin cinlerinden bir grup oradan geçerken, sevgili Peygamberimizin okuduğu Kur'an-ı kerim ayetlerini duyunca, durup dinlediler. Sonra Peygamber efendimizle görüşüp Müslüman oldular. Peygamber efendimiz onlara; "Kavminize varınca, benim imana davetimi onlara da söyleyin. Onları da imana davet edin" buyurdu.
O cinniler, kavimlerine gidip bunu bildirince, işiten cinnilerin hepsi iman ettiler. Bu husus, Kur'an-ı kerimde Cin suresinde ve "Buhari" ve "Müslim" adındaki meşhur hadis-i şerif kitaplarında bildirilmektedir. .
Nebiyy-i muhterem efendimiz, Mut'im bin Adiy'in himayesinde Mekke'ye geldi. İnsanları hak yola davet etmeye devam etti. Bu durum karşısında, müşrikler yine azıtıp eskisinden daha çok işkence ve zulüm yapmaya başladılar.
Bunun üzerine cenab-ı Hak, peygamber efendimize, Kabe'yi ziyaret mevsiminde, ziyarete gelen Arab kabileleriyle görüşüp, onları İslâm'a davet etmesini emreyledi.
Peygamber efendimizin, yalvarırcasına yaptığı bu davetlere, ne yazık ki, hiç birisi kulak asmaz, bazıları kaba davranır, hakarette bulunur, bazıları da suratını asıp kötü sözler sarf ederdi. Kureyş müşrikeri de O'nu takib ederek gittikleri kabileleri ifsad ederlerdi.