urmayın, Resulullahtır O
Kendilerine, cenab-ı Hakkın son dinini tebliğ için gelen, onları sonsuz Cehennem ateşinden kurtarmaya çalışan Kainatın efendisini baş tacı edecekleri yerde, Taifliler taşa tuttular. Atılan taşlara, hazret-i Zeyd, vücudunu siper ederek Peygamberimize bir zarar gelmesini önlemeye çalışıyordu.
Zeyd hazretleri, sevgili Peygamberimizin etrafında dört dönüyor, taşların O'na değmemesi için çırpınıyordu. O'nun mübarek vücuduna bir zarar gelmesin diye kendisine gelen taşlara aldırmıyordu. Canını böyle günlerde feda etmek için fırsat beklemiyor muydu? İşte, alemlerin efendisini taşlıyorlar, eziyet, işkence yaparak yurtlarından çıkarmaya çalışıyorlardı.
Hazret-i Zeyd, Peygamber efendimizi korumak için sağa-sola koşturdukça, taşlar; başına, vücuduna, ayaklarına birbiri peşine değiyordu. Bu sebeple, hazret-i Zeyd'in her tarafı kanlar içinde kalmıştı... Sevgili Peygamberini korumak için varını yoğunu harcıyor, taş atan zalimlere karşı avazı çıktığı kadar;
-Yapmayın!.. Vurmayın!.. O alemlerin efendisidir! Resulullah'tır O!.. Benim vücudumu parça parça yapın, fakat Peygamberime bir zarar gelmesin!.. diye bağırıyordu.
Zeyd bin Harise'yi aşarak, Resulullah efendimize gelen taşlar, Efendimizin mübarek ayaklarını kanlar içinde bırakmıştı.
Sevgili Peygamberimiz, üzüntülü, yorgun ve yaralı bir halde, Utbe ve Şeybe ismindeki iki kardeşin bağına yaklaştılar... Orada, bütün mü'minlerin canlarını feda etmek istediği Resulullah efendimiz, mübarek ayaklarından akan kanları sildiler. Abdest alıp, ağacın altında iki rek'at namaz kıldılar. Sonra mübarek ellerini kaldırıp münacatta bulundular.
Bu hali, bağ sahipleri seyrediyordu... Resulullah efendimizin başına gelenleri görmüşler, garipliğine şahid olmuşlardı. Merhamet damarları harekete geldi. Addas ismindeki köleleri ile üzüm gönderdiler. Sevgili Peygamberimiz, üzümü yerken Besmele çekti. Üzümü getiren köle Hıristiyan idi. Besmeleyi işitince şaşırıp sordu:
-Yıllardır buralardayım, kimseden böyle bir söz duymadım. Bu nasıl kelamdır?
- Sen neredensin?"
- Nineveliyim.
- Yunus'un (aleyhisselam) memleketinden imişsin.
- Sen Yunus'u nerden tanıyorsun? Onu, buralarda kimse bilmez.
- O, benim kardeşimdir. O da, benim gibi peygamber idi.
- Bu güzel yüzün, bu tatlı sözlerin sahibi yalancı olamaz. Ben inandım ki, sen Allah'ın Resulüsün, diyerek hemen Kelime-i şehadet getirip Müslüman oldu. Sonra da:
- Ya Resulallah! Yıllardır bu zalimlere, bu yalancılara kölelik ettim. Herkesin hakkını yiyorlar. Herkesi aldatıyorlar. Hiç iyi tarafları yok. Dünyalık toplamak ve şehvetlerini tatmin için her alçaklığı göze alıyorlar. Onlardan nefret ediyorum. Sizinle birlikte gitmek, size hizmetle şereflenmek, cahillerin, ahmakların size yapacağı saygısızlıklara hedef olmak, mübarek vücudunuzu korumak için feda olmak istiyorum, dedi.Resulullah efendimiz, tebessüm ederek;
- Şimdi efendilerinin yanında kal! Az zaman sonra, adımı her yerde işitirsin. O zaman bana gel! buyurdu.