oşuna beklediler
Abluka bütün şiddetiyle, acımasızlığıyla devam ediyor... Böylece Ebu Talib Mahallesi'nde bulunanları açlıktan öldüreceklerini veya Haşimoğullarının pişman olup Peygamber efendimizi kendilerine teslim edeceklerini sandılar...
Bu hal her sene Kabe'nin ziyaret mevsimine kadar devam ederdi.
Geleneklere göre bu mevsimde kan dökülmezdi. Bu sebeple Haşimoğulları serbestçe Mekke'ye giderler, alış-veriş yaparak bir senelik ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlardı.
Onlardan birisi bir tüccarın yanına mal almaya gelse, müşriklerin ileri gelenlerinden Ebu Leheb ve Ebu Cehil gibi müşrikler hemen yetişip tüccarlara;
"Ey tüccarlar! Muhammed'in eshabına karşı fiyatlarınızı çok yükseltiniz. Öyle ki, pahalı olmasından dolayı kimse bir şey satın alamasın! Bundan dolayı mallarınız satılmayıp, elinizde kalırsa biz hepsini almaya hazırız" derlerdi.
Onlar da mallarına yüksek fiyat söyler, Müslümanlar alamadan geri dönerlerdi...
Bu yolda sevgili peygamberimiz, hazret-i Hadice validemiz, Ebu Bekir-i Sıddik bütün mallarını harcadılar, çocukların açlıktan göklere çıkan feryatlarını dindirmeye çalıştılar.
Elde avuçta olanlar bitince, otları, ağaç yapraklarını yiyerek açlıklarını gidermeğe çalıştılar. Çocukların ağlamalarını kesmek için, kurumuş deri parçalarını ıslatıp ateşte pişirerek yedirdiler
Başta Peygamber efendimiz ve diğer Eshab-ı kiram efendimiz açlıktan mübarek karınlarına taş bağladılar. Çocukların ağlamalarını kesmek için anneler bir deri bir kemik kalmışlardı. Müşriklerden biri acıyıp da gizlice bir şey getirseydi, onu döverler çok hakaret ederlerdi. Velhasıl geliş-gidiş kesilmiş ve Müslümanlar zor duruma düşmüşlerdi.
Müşrikler, yaptıkları bu şiddetli zulüm ile Haşimoğullarının yola gelip, Ebu Talib'in, Peygamber efendimizi kendilerine teslim etmesini bekleyip durdular. Ebu Talib Mahallesi'ndeki Müslümanlar ise onların bu düşüncelerinin tam tersine Peygamber efendimizi koruyor ve ona zarar gelmemesi için her tedbire başvuruyorlardı.
Ebu Talib, olabilecek bir suikastı önlemek için, Resulullah efendimizin yattığı yere nöbetle muhafızlar koyuyor veya kendi evinde yatmasını sağlıyordu. Peygamber efendimiz ise hiç çekinmeden, Allahü teâlânın emrini yerine getirmek, İslâmiyet'i yaymak için bir saniyesini boşa harcamıyor, insanlari dine davet ederek onların Cehennem'den kurtulmalarına sebep olmak için uğraşıyor, bu yolda, sabırla nasihatine devam ediyordu.
O'nu yalanlayan Kureyşli müşriklerin de, açlığın ne demek olduğunu anlamaları için bir gün Resulullah efendimiz;
"Ey Allahım! Şunlara da, Yusuf'un (aleyhisselam) zamanındaki yedi kıtlık yılı gibi yedi kıtlık azabı vererek bana yardım eyle" diyerek dua buyurdular.
Bundan sonraki günlerde, gökyüzünden bir damla yağmur yağmadı. Toprak susuzluktan kavruldu. Yerde yeşil bir nebata rastlanmaz oldu. Kureyşli müşrikler neye uğradıklarını şaşırdılar.
Açlıktan, gökyüzüne baktıklarında her tarafı duman kaplamış gibi görürlerdi. Akılları başlarına gelip, yaptıkları zulmün büyüklüğünü anlar gibi oldular. İçlerinden Ebu Süfyan'ı, Peygamber efendimizin huzur-ı şeriflerine gönderdiler. "Bu felaketin üzerimizden kaldırılması için Rabbine bir dua ediver; Allah, senin yaptığın duayı kabul eder. Eğer böyle bir duada bulunursan, cümlemiz iman edeceğiz!.." diyerek yemin ettiler.