üzünlü Yıllar
Müşrikler, İslâmın kalblere nüfuzunu ve yayılmasını önlemek için durmadan çabalıyorlar... Buna rağmen, her geçen gün Müslümanlar biraz daha çoğalıyor...
Müslümanlara yapılan işkence ve zulümler, onları yollarından döndürmüyor, aksine birbirlerine daha çok sarılmalarına, kenetlenmelerine sebeb oluyor... Hiç birisi dininden dönmüyor... Resulullah efendimizin uğrunda canlarını feda etmekten çekinmiyorlar...
Bu bağlılığı işiten Mekke dışındaki kabilelerin merakları artıyor ve İslâmın nuru daha uzak yerlere ulaşıyordu...
Müşrikler, Habeşistan'a gönderdikleri kimselerin isteklerine kavuşamadıklarını, hatta Necaşi'nin Müslüman olduğunu ve Müslümanları koruyup onlara güzel muamelede bulunduğunu öğrenince, çılgına döndüler.
Bunların acısını fazlasıyla çıkarmak, İslâm'ın kökünü kurutmak için toplanarak, şu korkunç kararı aldılar:
"Her nerede olursa olsun, her nerede görülürse görülsün, Muhammed aleyhisselam mutlaka öldürülecektir!.."
Kafirler bunun için yemin üstüne yeminler ettiler...
Müşriklerin bu kararını öğrenen Ebu Talib, çok üzüldü. Çiğerparesi, mübarek yeğeninin hayatı hakkında endişeye düştü. Kabilesini toplayıp onlara, "Kainatın sultanı"nı Kureyşli müşriklere karşı korumaları için emir verdi. Haşimoğulları akrabalık gayretiyle bu emri yerine getirmek üzere birleştiler.
Bunun için de Peygamber efendimizi ve O'na inanan bütün Eshabını Mekke'nin kuzey tarafında, Beytullah'a üç km. kadar uzaklıktaki tepe üzerinde bulunan Şı'b-ı Ebu Talib'e yani "Ebu Talib Mahallesi"ne davet ettiler.
Resulullah efendimiz, Eshabını toplayarak, Ebu Talib Mahallesi'nde ikamet etmeye başladı. Haşimoğullarından sadece Ebu Leheb, Peygamber efendimizi korumak kararına karşı çıktı, "Ebu Talib mahallesi" ne gitmedi.
O da dahil olmak üzere müşrikler birleşip, Peygamberimizi öldürmek için fırsat kollamaya başladılar.
Müşrikler, Peygamber efendimizin ve Eshabının, Ebu Talib Mahallesi'nde toplandıklarını görünce, tekrar bir araya geldiler. Sonra şu kararı aldılar:
"Muhammed (aleyhisselam) öldürülmek üzere Kureyşlilere teslim edilinceye kadar; Haşimoğullarından kız alınmayacak!.. Onlara kız verilmeyecek!.. Onlara hiç bir şey satılmayacak!... Onlardan hiç bir şey satın alınmayacak!.. Onlarla bir araya gelinip konuşulmayacak, görüşülmeyecek!.. Onların evlerine, mahallelerine girilmeyecek!... Onlardan gelecek bir barışma isteği asla kabul edilmeyecek!.. Hiç bir zaman onlara acınmayacak!.."
Bu karar; iktisadi, sosyal ve ruhi bir boykottu... Çember içine alıp, çaresiz bırakma kararıydı...
Bu boykot kararını Mansur bin İkrime kağıda yazdı ve mühürlediler; herkesin görüp uyması için Kabe-i muazzamanın duvarına astılar.
Bu haber sevgili Peygamberimize gelince, çok üzüldüler ve dua buyurdular. Duası derhal kabul olunup, Mansur bedbahtının elleri bir anda kurudu. Müşrikler şaşkına döndüler ve; "Bakınız! Haşimoğullarına yaptığımız zulmün karşılığında Mansur'un elleri kuruyup, musibete uğradı" dediler.
Akılları başlarına gelecek yerde daha da azgınlaştılar. Ebu Talib Mahallesi'ne giden yol başlarına bekçiler diktiler. Oraya yiyecek ve giyecek sokulmasına mani oldular. Mekke'ye gelen satıcıların Ebu Talib Mahallesi'ne girmemesini, mallarını oraya götürmemelerini, gerekirse yüksek fiyatla kendilerinin alacağını söylediler.