ol verin, içeri gelsin
Hazret-i Ömer, kız kardeşinin evinde merak edip gelen ayetleri okumaya başladı. "Allahü teâlâdan başka ibadet edilecek hak bir ilah, bir mabud yoktur. En güzel isimler O'nundur" (Taha:8) mealindeki ayet-i kerimeyi okuyunca kızgınlığı geçti, kalbindeki düşmanlık silindi. İlk sözü:
- Resulullah şimdi nerede? oldu.
Kalbi, Resulullah'a tutulmuştu. O gün, Efendimiz, hazret-i Erkam'ın evinde, Eshabına nasihat ediyordu. Eshab-ı kiram toplanmış, O'nun nurlu cemalini görmekle, tatlı, te'sirli sözlerini işitmekle kalblerini cilalıyor; sonsuz lezzet, zevk ve neş'e içinde halden hale dönerek ruhlarını ferahlatıyorlardı.
Hazret-i Ömer'in geldiği, Erkam'ın evinden görüldü. Kılıcı da yanında idi. Heybetli, kuvvetli olduğundan, Eshab-ı kiram, Resulullah'ın etrafını sardı. Hazret-i Hamza,"Ömer'den çekinecek ne var, iyilik ile geldi ise, hoş geldi. Yoksa o kılıcını çekmeden başını uçururum" dedi.
Resulullah efendimiz sakindi; "Yol verin, içeri gelsin!" buyurdu.
Cebrail aleyhisselam, daha önce, hazret-i Ömer'in iman etmek için geldiğini ve yolda olduğunu haber vermişti. Resulullah hazret-i Ömer'i tebessüm buyurarak karşıladı,"Bırakınız, yanından ayrılınız!" buyurdu.
Hz.Ömer, Resulullah'ın önünde diz çöktü. Resulullah, hazret-i Ömer'i kolundan tutup; "İmana gel, ya Ömer!" buyurdu. O da temiz kalb ile Kelime-i şehadeti söyledi. Eshab-ı kiram, sevinçlerinden tekbir seslerini göklere yükselttiler...
Hazret-i Ömer, Müslüman olduktan sonraki halini şöyle anlatır:
"Müslüman olduğum zaman, Eshab-ı kiram, müşriklerden gizlenir ve ibadetlerini gizli yaparlardı. Bu duruma çok üzüldüm ve;
-Ya Resulallah! Biz hak üzereyiz? Artık açığa çıkalım. Kavmimiz bize karşı insaflı davranırsa ne ala, yok taşkınlık etmek isterlerse, kendileriyle çarpışırız, dedim.
Kabul buyurulunca, iki saf halinde dışarı çıkıp, Harem-i şerife doğru yürüdük. Safların birinin başında Hamza, diğerinin başında da ben vardım. Sert adımlarla, toprağı un edercesine, tozuta tozuta Mescid-i Haram'a girdik. Kureyşli müşrikler, bir bana, bir Hamza'ya bakıyorlardı. Öyle bir hüzün ve kedere uğradılar ki, belki hayatlarında böyle bir yeise hiç düşmemişlerdi.
Hazret-i Ömer'in bu gelişi üzerine, Ebu Cehil ileri çıkıp;
- Ya Ömer! Bu ne haldir? deyince, hazret-i Ömer hiç aldırış etmeden;
"Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" dedi. Ebu Cehil ne diyeceğini şaşırdı. Dona kaldı. Hazret-i Ömer bu müşrik güruhuna dönerek;
- Ey Kureyş!.. Beni bilen bilir! Bilmeyen bilsin ki, ben Hattaboğlu Ömer'im... Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen yerinden kıpırdasın! Kımıldayanı, kılıcımla doğrayıp yere sererim!.. deyince, Kureyşli müşrikler bir anda dağılıp, oradan uzaklaştılar. Resulullah ve yüce Eshabı, saf tutup, yüksek sesle tekbir getirdiler. Mekke semaları, Eshab-ı kiramın; "Allahü ekber!... Allahü ekber!.." nidaları ile çınladı. İlk defa Harem-i şerifte açıktan namaz kılındı.
Hazret-i Ömer Müslüman olunca, Enfal suresinin 64. ayet-i kerimesi indi. Mealen;
"Ey Peygamberim! Sana yardımcı olarak, Allahü teâlâ ve mü'minlerden senin izinde gidenler yetişir" buyuruldu. Artık Müslümanların sayısı gün geçtikçe çığ gibi büyümeye başlamıştı.