en Sizin Peygamberinizim
Müşriklerin ileri gelenleri, çeşitli hilelerle ve zulümle insanların iman etmesine mani oluyorlar... Muhammed aleyhisselamın okuduğu ayet-i kerimeleri dinlemelerine engel çıkartıyorlar...
Fakat, ne gariptir ki, kendilerine mani olamıyorlar... Kendileri, geceleri gizlice, Efendimizin bulunduğu evin yanına gelerek bir köşeye saklanıp dinliyorlar...
Sabah olup ortalık aydınlanmaya başlayınca, birbirinden habersiz, gece Kur'an-ı kerimi dinlemeye geldiklerini gören müşriklerin ileri gelenleri, birbirlerini ayıplayıp; "Bir daha böyle yapmayalım" derlerdi. Ancak ertesi gece dayanamayıp yine birbirlerinden habersiz, gidip bir köşeye saklanarak tekrar dinlerlerdi.
Sabah olunca da yine birbirlerini görüp şaşırırlardı. Bir daha böyle yapmamak üzere yemin ederek ayrılırlar, fakat bundan vazgeçemezlerdi.
Ancak nefslerine uyup, üstünlük taslayarak, diğer müşriklerin kendilerini ayıplamalarından çekinerek ve daha birçok boş düşüncelere kapılarak iman etmediler. Başkalarına da mani oldular. Üstelik sokaklarda sözlerine kendileri de inanmadıkları halde; "Muhammed sihirbazdır" diye bağırdılar.
Bir akşam üzeri müşrikler, Kabe'nin etrafında toplanıp; "Muhammed'i çağırtıp bu meseleyi görüşelim! Ta ki sonunda bizi kınamasınlar ve mazur görsünler" diyerek Resulullah efendimize haber gönderdiler.
Bu davet üzerine Peygamber efendimiz Kabe'ye gelip, müşriklerin karşısına oturdu. Müşrikler şöyle bir teklifte bulundular:
- Ya Muhammed! Sana haber salmamızın sebebi, seninle anlaşmak içindir. Yemin ederiz ki, Araplardan senin gibi kavminin başını derde sokan bir kimse görülmedi! Sen dinimizi ayıpladın! Tanrılarımıza dil uzattın! Akıllılarımızı beğenmedin! Birliğimizi bölüp, bizi birbirimize düşürdün! Başımıza getirmediğin kötü iş kalmadı! Eğer sen, bu hareketlerinle ve sözlerinle zengin olmak istiyorsan, istediğinden fazla mal toplayalım. Şan ve şeref kazanmak istiyorsan, seni başımızda emir kabul edelim. Hükümdarlık istiyorsan, hükümdar olduğunu ilan edip etrafında toplanalım.
Şayet tesiri altında kaldığın bir şey varsa, seni ondan kurtaralım. Cinlerden meydana gelen bir hastalık ise, bütün varlığımızı dökerek şifasını arıyalım!..
Alemlerin Efendisi, onları sabırla dinledikten sonra, şu cevabı verdi:
- Ey Kureyş topluluğu! Bu söylediğiniz şeylerin hiç birisi bende yoktur. Ben size getirdiğim şeylerle, ne mallarınızı istemek, ne içinizde büyük şeref ve şan kazanmak, ne de üzerinize hükümdar olmak için gelmiş değilim. Fakat Allahü teâlâ, beni size peygamber olarak gönderdi ve bana bir de Kitap indirdi. Sizin için bir müjdeleyici ve bir korkutucu olmamı, bana emretti. Ben de, Rabbimin bu emrini size tebliğ ettim, size nasihatta bulundum. Eğer getirdiğim şeyi kabul ederseniz, O, size dünyada ve ahırette nasip ve azık olacaktır. Şayet kabul etmez de reddederseniz, Allahü teâlâ, benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kadar, bana düşen, cenab-ı Hakk'ın emrini yerine getirmek üzere her güçlüğe göğüs gerip katlanmaktadır...
Ebu Cehil, Ümeyye bin Halef ve diğer müşrikler teklifleri reddedilince işi alaya döktüler... Konuşmalar hayli uzadı.
Anlaşıldı ki, küfürlerinde ısrarlıydılar... Öğrenmede samimi olmadıklarını görünce Efendimiz üzüldü... Kendisine yaklaşacakları yerde böyle büsbütün uzaklaştıklarını gören sevgili Peygamberimiz yanlarından ayrıldı.