u, akılsızlık değil mi
Ebu Zer-i Gıfari hazretleri, Müslüman olduktan sonra, iman aşkıyla haykırıp herkese İslâmiyeti duyurmak istiyordu... Bu sebeple Peygamber efendimize;
- Ya Resulallah! Seni hak peygamber olarak gönderen Cenab-ı Hakk'a yemin ederim ki, ben bunu müşriklerin arasında açıkça söyleyeceğim, dedi.
Efendimiz "Peki" demedi. Fakat Ebu Zer, içinde yanan iman ateşi ile yerinde duramıyordu. Kabe yanına gidip, yüksek sesle haykırdı:
- Ey Kureyş topluluğu! "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühu-Ben şehadet ederim ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. Muhammed aleyhisselam O'nun kulu ve resulüdür!..
Bunu işiten müşrikler, hemen üzerine hücum ettiler. Taş, sopa ve kemik parçalarıyla vurarak kan içinde bıraktılar. Bu hali gören hazret-i Abbas;
-Bırakın bu adamı, öldüreceksiniz! O, sizin ticaret kervanınızın geçtiği yol üzerinde oturan bir kabiledendir. Bir daha oradan nasıl geçeceksiniz? dedi.
Ebu Zer hazretlerini müşriklerin elinden kurtardı. Ebu Zer, Müslüman olmakla şereflenmenin verdiği sevinçle yerinde duramıyordu. Ertesi gün yine Kabe'nin yanında Kelime-i şehadeti yüksek sesle, bağıra bağıra söyledi. Müşrikler bu defa da dövdüler. Yere yıkıldı. Yine hazret-i Abbas yetişip, ellerinden kurtardı.
Ebu Zer-i Gıfari hazretlerine, Peygamber efendimiz kendi memleketine dönmesini ve orada İslâmiyet'i yaymasını emir buyurdu.
Bu emir üzerine kendi kabilesi arasına dönüp, onlara Allahü teâlânın birliğini, Muhammed aleyhisselamın O'nun resulü olduğunu anlattı. Bildiklerinin gerçek ve doğru olduğunu, taptıkları putların batıl, boş ve manasızlığını söyledi. Kendisini dinleyen kalabalıktan, bir kısmı itiraz etmeye başladı.
Bu sırada, kabilenin reisi Haffaf, bağıranları susturdu:
- Durun, dinleyelim bakalım, ne anlatacak, dedi.
Bunun üzerine, Ebu Zer hazretleri şöyle devam etti:
- Ben Müslüman olmadan önce, bir gün Ruhem putunun yanına gidip, önüne süt koymuştum. Bir köpeğin yaklaşıp sütü içtiğini ve putun üzerine pislediğini gördüm. Putun buna mani olacak güce sahip olmadığını yakinen anladım. Köpeğin bile hakaret ettiği puta tapmak nasıl hoşunuza gider? Bu akılsızlık değil midir? İşte sizin taptığınız budur!...
Herkes başını eğmiş duruyordu. İçlerinden biri sordu:
- Peki senin bahsettiğin Peygamber neyi bildiriyor? O'nun doğru söylediğini nasıl anladın?
O, Allahü teâlânın bir olduğunu, O'ndan başka ilah bulunmadığını, O'nun her şeyi yaratan ve her şeyin maliki, sahibi olduğunu bildiriyor... İnsanları O'na iman etmeye çağırıyor... İyiliğe, güzel ahlaka ve yardımlaşmaya davet ediyor. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömmenin ve yaptığınız diğer her türlü kötülüğün, haksızlığın, zulmün çirkinliğini ve bunlardan sakınmayı bildiriyor.
Bu konuşmadan sonra, Onu dinleyenler arasında başta kabile reisi Haffaf ve kendi kardeşi Üneys olmak üzere pek çok kimse Müslüman oldu.
Açıkça müşriklere meydan okuyarak hareket edenlerden biri de İbni Mesud'dur. Bir gün, Kabede, ayakta Besmele-i şerifi çekti ve Rahman suresini okumaya başladı.
Müşrikler, üzerine yürüdüler. Yumruk, tekme ve tokatlarla yüzünü, gözünü morartarak belirsiz hale getirdiler... Fakat Abdullah ibni Mes'ud hiç üzgün değildi. Müşriklerin çaresiz hali onu sevindirmişti. Arkadaşlarına,
- Allahü teâlânın düşmanlarını ben bu günkü kadar zayıf görmedim, dedi.