bu Zer-i Gıfari ve ilk selam...
İnsanlar, birer-ikişer hidayete kavuşuyordu... İslâmın nuru Mekke dışında da yayılarak alemi aydınlatmaya başlamıştı artık...
İslâmın doğuş ve yayılışı haberi dalga dalga yayılıyordu her tarafa... Nihayet bu haber, Beni Gıfar kabilesine de ulaştı.
Ebu Zerr-il-Gıfari bu haberi işitir işitmez kardeşi Üneys'i Mekke'ye gönderip, durumu araştırmasını istedi. Üneys, dönüşte;
- Vallahi hep hayrı, iyiliği emreden ve kötülüklerden sakındıran pek yüce bir zat gördüm, dedi.
Ebu Zerr-il-Gıfari sordu:
- Peki, insanlar O'nun hakkında ne diyorlar?
- Şair, kahin, sihirbaz diyorlar. Fakat O'nun sözleri kahinlerin, sihirbazların sözlerine benzemiyor. Ayrıca söylediklerini, şairlerin her çeşit şiirleriyle karşılaştırdım. Onlara da benzemiyor. Benzeri olmayan bu sözler hiç kimsenin sözüyle de ölçülemez. Vallahi, o zat hakkı bildiriyor, doğruyu söylüyor. O'na inanmayanlar yalancı ve sapıklık içindedirler!.
Ebu Zerr-il-Gıfari bu haber üzerine Mekke'ye gitmeye ve Peygamber efendimizi görüp Müslüman olmaya karar verdi. Mekke'ye varınca, halini kimseye anlatmadı.
Ebu Zer, Mekke'de kimseyi tanımıyordu. Garib ve yabancı idi. Bu bakımdan kimseye birşey sormadı. Kabe'nin yanında Resulullah'ı görmek için fırsat kolluyor, nerede olduğunu öğrenmek için bir işaret arıyordu.
Akşam üstü bir sokak köşesine çekildi. Hazret-i Ali, Ebu Zer'i gördü. Garib olduğunu anlayarak evine götürdü. Halini sormayınca Ebu Zer de sırrını açmadı. Sabah olunca tekrar Kabe'ye gitti. Akşama kadar dolaştığı halde isteğine ulaşamamıştı. Önceki yere gidip oturdu.
Hazret-i Ali, o gece yine oradan geçiyordu. "Bu biçare hala evini öğrenememiş" diyerek tekrar götürdü. Sabahleyin yine Beytullah'a gitti ve oturduğu köşeye çekildi. Hazret-i Ali tekrar evine davet etti. Bu defa nereden ve niçin geldiğini sordu. Ebu Zer cevap verdi:
- Burada bir peygamberin çıktığını işittim. O'nunla görüşmek ve O'na kavuşmak için geldim.
- Şimdi ben o zatın yanına gidiyorum. Beni takib et, benim girdiğim eve sen de gir. Eğer yolda sana bir kimsenin zarar vereceğini anlarsam, ayakkabımı düzeltiyorum gibi davranırım. O zaman beklemeden beni geçip yürürsün!
Ebu Zerr-il-Gıfari, hazret-i Ali'yi takib etti. Sonunda Peygamberimizin mübarek yüzünü görmekle şereflendi. Ve; "Esselamü aleyküm" diyerek selam verdi.
Bu selam İslâm'da verilen ilk selam ve Ebu Zerr-il-Gıfari de ilk selamlayan kimse oldu. Peygamber efendimiz selamına cevap verdikten sonra sordu:
- Sen kimsin?
- Ben Gıfar kabilesindenim
- Ne zamandan beri buradasın?
- Üç gün üç geceden beri buradayım.
- Seni kim doyurdu?
- Zemzemden başka bir yiyecek, içecek bulamadım. Zemzemi içtikçe, hiç bir açlık ve susuzluk duymadım.
- Zemzem mübarektir. Aç olanı doyurur.
Bundan sonra Ebu Zerr-il-Gıfari, Peygamber efendimize; "Bana İslâm'ı bildir" dedi. Peygamberimiz, ona Kelime-i şehadeti okudu, o da söyleyerek, İslâmiyet ile şereflenip, ilk Müslümanlar arasına katıldı.