azret-i Erkam'ın evi
Sevgili Peygamberimiz, İslâmiyet'in yayılması ve öğrenilmesi için emniyetli bir yer arıyordu... Sonunda birçok özelliklerinden dolayı, bu mukaddes vazife için Dar-ül-Erkam'ı yani hazret-i Erkam'ın evini kendine karargah seçti.
Evin yeri, giriş ve çıkışı, gelip geçenleri kontrol etmek bakımından çok elverişli... Ayrıca hazret-i Erkam, Mekke'nin ileri gelenlerinden, itibarı yüksek bir zat. Habib-i Ekrem efendimiz, bu evde Eshabına İslâmiyeti anlatıyordu. Birçok kimse buraya gelip İslâmiyetle şereflendiler.
Gelenler, Efendimizin mübarek sözlerini, adeta yutarcasına, hiç bir kelimesini kaçırmadan, ezberlerlerdiler. Peygamberimiz, gündüzlerini Erkam'ın evine ayırıyor ve sabahtan akşama kadar Eshabını yetiştirmekle meşgul oluyorlardı. Burası Müslümanların ilk karargahı idi. İlk Müslümanlar burada toplanırlar, böylece müşriklerin her türlü kötülüklerinden korunmuş olurlardı.
İlk Müslümanlardan olan, Ammar bin Yaser de burada Müslüman olmuştu.
Ammar Müslümanlığını açıklamaktan çekinmeyen mücahidlerden biri... Dininden dönmemek için en ağır işkencelere katlanırdı. Müşrikler onu yalnız buldukları zaman, Ramda mevkiine, Mekke kayalıklarına götürürler, elbiselerini çıkarıp, demir gömlek giydirirlerdi.
Bu şekilde yakıcı güneşin altında bekletilir ve işkence edilirdi. Bazan da sırtı ateşle dağlanır, bitmez tükenmez işkencelere uğrardı. Her defasında;
- İnkar et!.. İnkar et!.. Lat ve Uzza'ya tap da kurtul!.. derlerdi. Hazret-i Ammar, bu dayanılmaz işkencelere büyük bir sabırla;
- Rabbim Allah, peygamberim Muhammed aleyhisselamdır, diyerek karşılık verirdi.
Müşrikler buna daha çok sinirlenirler, göğsü üzerine, sıcaktan yanmış kayaları koyarlar, bazan da kuyu içine atarak suda boğmaya çalışırlardı.
Ammar bin Yaser bir gün sevgili Peygamberimizin huzurlarıyla şereflendiğinde;
- Ya Resulallah! Müşriklerin bize yaptığı işkenceler son haddine vardı, deyince, Peygamberimiz, hazret-i Ammar'ın haline acıdılar ve;
- Sabr ediniz ey Yakzan'ın babası! buyurdular. Sonra da, Ya Rabbi! Ammar ailesinden hiç kimseye Cehennem azabını tattırma, diye dua ettiler.
Bir gün Batha denilen yerde, Yaser ailesine topluca işkence yapılırken, Peygamberimiz oradan geçiyordu. Eshabının bu dayanılmaz işkencelerini görünce çok üzüldüler. Hazret-i Yaser;
- Ya Resulallah! Zamanımız hep böyle işkence ile mi geçecek? diye sual edince, Efendimiz;
- Sabrediniz ey Yaser ailesi! Seviniz ey Ammar ailesi! Hiç şüphesiz, sizin mükafat yeriniz Cennet'tir, buyurdu.
Bir müddet sonra, önce baba Yaser'i sonra oğlu, Abdullah'ı sonra da anne Sümeyye hatun vahşice şehid ettiler. Yaser ailesi böylece Cennete uçtular. İşte İslâmda ilk şehidler bunlar...
Eshab-ı kiram, ilk zamanlar rahat ibadet yapamazlar, namaz kılacakları zaman kimsenin bulunmadığı yerlere giderler, orada ibadetlerini gizlice yaparlardı. Bir gün tenha bir yerde namaz kılıyorlardı. O sırada, onları takip eden Ahnes bin Şerik ve bazı müşrikler yanlarına gelip ibadetleriyle alay etmeye, kötülemeye başladılar.
Buna dayanamayan hazret-i Sa'd bin Ebu Vakkas ve arkadaşları, müşriklere hücum ettiler. Hazret-i Sa'd, eline geçirdiği bir deve kemiğini, kafirlerden birinin kafasına vurarak yardı. Müşrikler korkarak kaçtılar. Böylece Müslümanlar ilk defa, müşrik kanı akıtmış oldular.