'nun düşmanı benim düşmanımdır
Müşrikler, düşmanlıklarının dozunu gün be gün artırıyorlar... Peygamberimize mani olmak için her yolu deniyorlar... Bir gün müşriklerin ileri gelenlerinden on kişi, Umare bin Velid'i de yanlarına alarak Ebu Talib'e gittiler:
- Ey Ebu Talib! Bilirsin ki, bu Umare, Mekke gençlerinin, en güçlüsü, en ahlaklısıdır. Ayrıca şairdir. Onu sana verelim, kendi işlerinde kullan. Umare'nin karşılığında bize Muhammed'i ver, öldürelim. Sana adam karşılığında adam! Daha ne istersin! dediler.
Ebu Talib, bu söze son derece hiddetlendi.Sabrı taşmıştı artık:
- Siz, önce bana kendi oğullarınızı verin. Onları ben öldüreyim. Ondan sonra yeğenimi vereyim.
- Bizim çocuklarımız, O'nun yaptığını yapmıyor ki...
- Yemin ederim ki, benim yeğenim sizin çocuklarınızın cümlesinden hayırlıdır. Demek, siz oğlunuzu bana verecek, benim ciğerparemi alıp öldüreceksiniz ha!...
Dişi deve bile yavrusundan başkasını özlemez ve esirgemez. Bu iş akıl ve mantıktan çok uzaktır. Artık iş çığrından çıkmıştır. Kim ciğerparem Muhammed'in düşmanı ise, ben de onun düşmanıyım. Bunu böylece bilin ve elinizden ne gelirse yapın! dedi.
Müşrikler, hışımla yerlerinden kalkıp gittiler. Ebu Talib, hemen Haşim oğullarını ve Abdülmuttalib oğullarını topladı. Onlara durumu anlatıp; sevgili Peygamberimize yardım etmeye ikna etti. Resulullah'ı öldürmeye kalkan kollar kırılacaktı. Bu konuda müşriklere karşı birleştiler. Sadece Ebu Leheb katılmadı
Ebu Talib onlara;
- Ey yiğitler! Yarın herbiriniz kılıçlarınızı belinize takın ve benim ardımdan gelin dedi.
Ertesi günü Ebu Talib, Peygamber efendimizin evine gitti. Hep beraber Harem-i şerife doğru yürüdüler. Haşim oğullarının yiğitleri onları takib ediyorlardı. Kabe'ye varıp müşriklerin karşılarına geçtiler.
Ebu Talib, müşriklere;
- Ey Kureyş topluluğu! Kardeşimin oğlunu öldürmeye karar aldığınızı duydum. Bu arkamdaki gençlerin, elleri kılıçlarında sabırsızlıkla bir işaretimi beklediklerini biliyor musunuz? Yemin ederim ki, Muhammed'i öldürecek olursanız, hiç birinizi sağ bırakmam!... dedikten sonra, sevgili Peygamberimizi öven şiirler söylemeye başladı. Başta Ebu Cehl olmak üzere, orada bulunan müşrikler dağıldılar.
Kureyş'in ileri gelen müşrikleri, artık, Peygamber efendimizi yalnız gördükleri zaman, üzerine saldırırlar, hakaret etmeye, hatta dövmeye kalkışırlardı. Eshabına da işkence yapmaktan geri durmazlardı.
Bir gün Kureyş'in ileri gelen müşrikleri, Kabe-i şerifin yanında oturuyorlardı. Peygamber efendimizden bahsetmeye başladılar.
O anda Efendimiz, Kabe'yi ziyarete geldi. Hacer-i esvedi öpüp tavafa başladı. Onların yanından geçerken, müşrikler, Peygamber efendimize hakaret dolu sözler söylemeye başladılar. Resulullah efendimiz buna çok üzüldüler. Fakat bir şey demeyip tavafa devam ettiler.
Üçüncü defa yanlarından geçerken yine de merhamet edip şöyle buyurdu;
- Ey Kureyş! Beni dinleyin! Nefsim yed-i kudretinde bulunan Allahü teâlâya yemin ederim ki, bana, sizin perişan olacağınız bildirildi...