en Allahın Resulüyüm
Ebu Leheb'in amansız düşmanlığı, Peygamber efendimizin halasını çok üzüyordu... Kendisine çıkıştı:
- Ey kardeşim! Kardeşimin oğlunu ve O'nun dinini yardımsız bırakmak sana yakışır mı? Vallahi bu gün yaşayan alimler, Abdüllmuttalib'in soyundan bir peygamberin geleceğini bildiriyorlar. İşte, o peygamber budur, dedi.
Ebu Leheb, bu sözler karşısında çirkin konuşmalarına devam etti. Ebu Talib, Ebu Leheb'e kızarak;
- Ey korkak! Vallahi biz sağ oldukça, O'nun yardımcısı ve koruyucusuyuz, dedi. Efendimize dönerek de;
- Ey kardeşimin oğlu! İnsanları Rabbine imana davet etmek istediğin zamanı bilelim; silahlanıp seninle birlikte ortaya çıkarız, dedi.
Bu konuşmaları dinleyen Allahın resulü dedi ki;
- Ey Abdülmuttalib oğulları! Vallahi, Arablar içinde benim size getirdiğim, dünya ve ahıretiniz için hayırlı olan şeyden daha üstününü ve daha hayırlısını kavmine getirmiş bir kimse yoktur. Ben sizi, dile kolay gelen, mizanda ağır basan iki kelimeyi söylemeye davet ediyorum. O da; Allahdan başka ilah olmadığına ve benim O'nun kulu ve resulü olduğuma şehadet etmenizdir. Allahü teâlâ sizi buna davet etmemi emretti. O halde, hanginiz benim bu davetimi kabul eder ve bu yolda yardımcım olur?
Kimseden ses çıkmadı, başlarını önlerine eğdiler. Peygamber efendimiz, bu sözlerini üç defa tekrarladı. Her söyleyişinde hazret-i Ali ayağa kalkıyordu. Üçüncü defasında;
- Ya Resulallah! Her ne kadar bunların yaşça en küçüğü isem de, sana ben yardımcı olurum, dedi.
Bunun üzerine Resulullah efendimiz, hazret-i Ali'nin elinden tuttu. Diğerleri hayret içinde dağıldılar. Efendimiz, akrabalarının bu tutumu karşısında çok üzüldüler. Fakat yılmadan, onların Cehennem'den kurtulması, saadete kavuşması için davete devam ettiler.
Bi'setin dördüncü yılında Hicr suresinin 94. ayet-i kerimesi nazil oldu. Mealen; "Ey Habibim! sana emrolunan emir ve yasakları açıkla, hak ile batılın arasını ayır. Müşriklerden yüz çevir!" ilahi emri gelince, sevgili Peygamberimiz, Mekkelileri açıktan açığa İslâm'a davet etmeye başladı.
Bir gün Safa tepesine çıkıp; "Ey Kureyş halkı! Buraya toplanıp sözlerimi dinleyiniz!" buyurdu. Kabileler toplandıktan sonra da;
- Ey kavmim! Hiç benden yalan söz işittiniz mi? buyurunca, hepsi birden;
- Hayır işitmedik dediler.
- Allahü teâlâ bana peygamberlik ihsan etti ve beni size peygamber olarak gönderdi, buyurdu.
Sonra da; "Ey Habibim! Onlara de ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize gelmiş, Allahü teâlânın resulüyüm. O Allahü teâlâ ki, yerlerin ve göklerin sahibi ve idarecisidir. O'ndan başka ibadete müstehak yoktur. Her canlıyı öldüren ve dirilten O'dur..." mealindeki a'raf suresinin 158. ayet-i kerimesini okudu. Dinleyenlerden, amcası Ebu Leheb kızarak;
- Kardeşimin oğlu divane olmuş! Bizim putlarımıza tapmayanın, dinimizden ayrılanın sözünü dinlemeyiniz, diye küfürde direterek bağırdı.
Orada bulunanlar dağıldı ve hiç kimse iman etmedi. Peygamber efendimizin, doğru sözlü, yüksek ahlaklı olduğunu bildikleri halde, yüz çevirdiler ve düşman kesildiler.