ahira'nın beklediği misafir
Efendimiz on iki yaşlarında iken, Ebu Talib'in Şam'a giden ticaret kervanına katıldı.. Bu, O'nun ilk yolculuğu... Kervan, Busra'da, bir manastırın yakınında konakladı.
Bu manastırda Bahira adında bir rahib kalıyordu. Her sabah manastırın damına çıkıp, kafilelerin geldiği yöne bakar, arayış içinde merakla bir şeyler beklerdi.
O gün Kureyş kervanı uzaktan görününce, üstünde bir bulutun da onlarla birlikte süzülüp geldiğini farketmişti. Kervan konaklayınca, Bahira, Efendimizin altına oturduğu ağacın dallarının O'nun üzerine doğru eğildiğini de görerek iyice heyecanlanmıştı. Hemen adamlarını göndererek, Kureyş kervanında bulunanların hepsini yemeğe davet etti.
Kervanda bulunanlar, sevgili Peygamberimizi, mallarının yanında bırakıp, rahibin yanına gittiler. Bahira, gelenlere dikkatle bakıp;
Yemeğe gelmeyen var mı? diye sordu.
- Evet, bir kişi var, dediler. Çünkü Kureyşliler geldiği halde bulut hala orada idi. Bunu görünce, kervanda birinin kaldığını anlamıştı. O'nun da gelmesini istedi. Gelir gelmez, O'na dikkatle bakmaya ve incelemeye başladı. Ebu Talib'e sordu:
- Bu çocuk senin neyindir?
- Oğlum...
- Mümkün değil... Kitablarda bu çocuğun babasının sağ olmayacağı yazılı.
- O benim kardeşimin oğludur.
- Babası ne oldu?
- Babası, o doğmadan öldü.
- Doğru söyledin!...
Bahira, bu defa, Peygamber efendimize dönüp, putlar adına yemin vermek istedi. Sevgili Peygamberimiz, "Putların ismiyle yemin verme. Dünyada bana onlardan büyük düşman yoktur. Ben, onlardan nefret ederim" buyurdu.
Bahira, bu sefer Allahü teâlâ adına yemin verip; pek çok sualler sorup cevaplarını aldı. Aldığı cevaplar önceden okuduğu kitaplara aynen uyuyordu. Sonra sevgili Peygamberimizin mübarek gözlerine bakıp, mübarek gözlerindeki kırmızılığı farketti.
Kalbinin yakın hasıl etmesi için, mühr-i nübüvveti görmeyi istedi. "Mühr-i Nübüvveti" görünce kendinden geçti. Bütün güzelliği ile doya doya temaşa etti. Heyecanla öptü ve gözlerinden sel gibi yaşlar boşandı. Sonra da;
"Ben şehadet ederim ki, sen Allahü teâlânın resulüsün" dedi.
Sesini daha da yükselterek; "İşte Alemlerin efendisi... İşte Allahü teâlânın alemlere rahmet olarak gönderdiği büyük Peygamber..." dedi.
Bahira, Ebu Talib'e dönerek şu ikazı yaptı:
- Sen bu çocuğu Şam' a götürme! Orada buna zarar verebilirler!
- Bu masum çocuğa neden fenalık yapsınlar?
- Bu, peygamberlerin sonuncusu ve en şereflisidir. Bunun dini, bütün yeryüzüne yayılır ve eski dinleri nesh eder. İsrailoğulları kendilerinden gelmediği için O'na düşmandır. Bunun için korkarım ki, mübarek bedenine bir zarar verirler!
Ebu Talib, Bahira'nın bu sözleri üzerine, Şam'a gitmekten vazgeçti. Mallarını Busra'da satıp Mekke'ye döndü. Bahira'dan işittikleri, Ebu Talib'in ömrü boyunca kulaklarında çınladı. Peygamber efendimizi daha da çok sevdi. O'nu ölünceye kadar korudu ve her işinde yardımcı oldu.