ahabenin Büyüklüğü
Sahâbe, enbîyâdan sonra, ittifakla insanlığın en büyükleridirler. Mutlak fazilet enbiyâya aittir ve onlara kat’iyen yetişilmez. Onlardan sonra sahâbe gelir, bununla birlikte, husûsî bazı fazîletlerde, -mutlak fazîlette değil- Beni İsrail peygamberlerinden bazılarının seviyesine erişen sahâbilerin varlığından söz edilebilir. Tekrar ediyorum bu, bazı sahâbinin bazı faziletlerde, bazı peygamberlere ulaşması demektir. Aynı şekilde, husûsî bazı faziletlerde Şâh-ı Geylânî, İmam-ı Rabbânî, Muhammed Bahâuddin Nakşibendî gibi zatlar, bir kısım husûsî fazilette, “mercûhun râcihe rüçhaniyeti” esasına binaen, sahâbiyle omuz omuza olabilir. Ancak, dünden bugüne, her zaman din adına sözleri hüccet, akılları kalbine yâr, kalbleri de akıllarına yâr, sineleri ulûm-i dîniye, akılları fünûn-u medeniye ile aydınlanmış, her asırda İmam Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî gibi müeddeb zâtlardan müteşekkil cumhûrun ittifakıyla, enbiyâdan sonra mutlak fazilet, sahâbe-i kirâma aittir. O kadar ki, çoklarınca ilk müceddid kabul edilen ve husûsî bazı faziletlerde çok önde olan Ömer İbn Abdülazîz Hazretleri bile, bu hususta sahâbenin en küçüğüne yetişemez. En büyük velilerden İmâm-ı Rabbânî de mutlak fazilette: “Ömer İbn Abdülaziz, Vahşî’nin ancak atının burnundaki bir toz olabilir” hükmünü vermiştir.