ünnetin Çeşitleri
Kavlî Sünnet

Sünnet, Allah Rasûlü’nün (sav) mübarek sözleridir; yani sünnetin bir bölümünü O’nun nurlu sözleri teşkil eder ki, bunlar, Kur’ân’da yer almayan, fakat bütün fukahâca fıkıh kitablarına alınıp, pek çok hükme esas kabul edilen O’na ait nurefşan beyanlardır ki, misal olarak şunları zikredebiliriz:

1. Efendimiz (sav): “Varise vasiyet yoktur”buyururlar. Yani, miras bırakan kimse, kendisine vâris olacak biri için mirasından vasiyette bulunamaz; şu vakfa veya bu hayır müessesesine vasiyette bulunabilir ama ayrıca kendi mirasçısına mirasından vasiyette bulunup da, “mirasımın şu kadarı ona verilsin” diyemez.

2. Yine, usûl-i fıkıhta, fıkhın prensipleri arasında yer alan bir başka mübarek sözlerinde Efendimiz (sav): “Zarar verme ve zarara zararla mukabele etme yoktur”buyurmuşlardır. Yani, kimseye zarar verilemeyeceği gibi, birine zarar veren kişiye de zararla mukabele edilemez.

3. Allah Rasûlü’nün bir diğer mübarek sözlerinde ise şöyle buyurulmaktadır: “Yağmurların ve akarsuların suladığı arazide öşür (onda bir), hayvanlar ile sulanan arazide öşrün yarısı (yirmide bir) zekât vardır.”

4. “Deniz suyuyla abdest alabilir miyim?” diye soran bir sahâbisine Allah Rasûlü, dünya kadar fetvalara esas teşkîl edecek şu mübarek sözüyle karşılık verir: “Onun suyu temiz, ölüsü de helâldir.”

Fiilî Sünnet

Rasûlü Ekrem’in (sav) davranışları ve hareketleriyle ortaya koyduğu sünnetdir ki, Kur’ân’da sarihen zikredilmemiştir. Mesela; Kur’an-ı Kerim’de namaz emredilmiş olduğu ve bazı yerlerinde “rükû edin, secde edin” gibi emirler bulunduğu; hattâ umumi bazı vakitler zikredildiği halde, kesin olarak hangi vakitlerde ve kaç defa namaz kılınacağı.. namazın nasıl eda edileceği.. onun farzları, vacibleri.. ve nelerin namazı bozduğu açıklanmamıştır. Bütün bu hususlarda, sünneti nazara veren Efendimiz (sav): “Beni, nasıl namaz kılıyor görüyorsanız, siz de öyle kılın” buyurarak, sünnetin husûsî teşrî’ine işaret etmişlerdir. Yine, menâsik-i hacc mevzuundaki; pek çok âlimler bile bu hususta yanılırlar. Ve yanılmışlardır da. Hattâ, hac menasikine dair risaleler yazan âlimler dahi onu delilsiz, rehbersiz yerine getirememişlerdir. Hatta Hz. İmamu’l-Hümam’ın bile bu hususla alâkalı bir menkîbesini naklederler.. İşte, oldukça karışık haccın menâsiki de, tıpkı namaz gibi, yine Efendimiz’in uygulamalarıyla belirlenmiştir.

Takrirî Sünnet

Rasûlullah (sav), ashâbında gördüğü bazı hoşuna gitmeyen davranışları usûlünce tenkid buyururlardı. Meselâ minbere çıkar ve isim tasrih etmeden, perdeyi yırtmadan: “Cemaate ne oluyor ki, falan şöyle yapıyor?!” diye ikaz ve tembihde bulunurlardı. Şahsına karşı yapılan kötü muamelelerde son derece müsamahakâr olmasına rağmen, hakkın çiğnendiği yerde: -Âişe Validemiz’in ifadeleriyle-“Kükremiş arslan gibi, ihkak-ı hak edinceye kadar kendisini durdurmak mümkün olmazdı.” Bu arada, Efendimiz (sav), bazen de gördüğü davranışları menetmez ve sükûtuyla onları tasvib buyururlardı ki, bu da sünnetin takrirî kısmını teşkil etmektedir.

1. Meselâ; bir defasında iki sahâbi sahrada su bulamadılar ve teyemmümle namaz kıldılar. Bunlardan biri, daha sonra aynı namaz vakti içinde su buldu ve abdest alıp, yeniden namaz kıldı.. diğeri namazını iade etmedi. Sonra ikisi de gelip, durumu Rasûlullah (sav)’a anlattılar. Allah Rasûlü: “Suyu bulduğum halde, ben namazı iade etmedim” diyene: “Tam sünnete göre hareket ettin”; “suyu bulunca, abdest alıp, namazı iade ettim” diyene de: Sana da iki mükafat var” buyurdular. İşte bu, takrirî sünnete girmektedir.

2. Yine, Allah Rasûlü (sav) Benû Kureyza’yı te’dibe giderken: “Acele edin, namazı orada kılacağız” buyurdular. “Acele” sözünden bazı sahabî: “Allah Rasûlü (sav), acele edip Kureyzaoğulları yurduna varmamızı ve namazı orada kılmamızı istiyor” manâsını çıkarıp, hemen yola çıktılar ve namazı orada kıldılar. Diğer bir kısım sahabî ise, “Hayır, Allah Rasûlü (sav), acele etmemizi istiyor; yoksa namazı burada da kılabiliriz” manâsını çıkararak, namazlarını kılıp da gittiler. Mes’ele Allah Rasûlü’ne (sav) götürüldüğünde, her iki grubun yaptığını da tasvib buyurdular. İşte, bu ve benzeri hâdiseler de takrirî sünnete misâl olarak zikredilirler.