eygamberlerin Masum Olduklarına Deliller
Cenâb-ı Hakk, minnet sadedinde Hz.Mûsa’ya (as) şöyle der: “Ey Mûsa! Gözümün önünde yetişesin diye seni sevimli kıldım” (Taha, 20/39).

Bu âyetten anlaşılıyor ki, Allah (cc), Hz. Mûsa’yı (as) Fir’avun’un sarayına yerleştirmekle, O’nun terbiyesini ne Fir’avun’a ne de Mûsâ'nın (as) anasına bırakmıştı. Allah (cc), O’nun gözüne başka hayaller girmesin, ruhunu yabancı düşünceler sarmasın diye O’nun terbiyesini bizzat kendisi yapmış ve Hz. Mûsâ'yı (as) bizzat kendisi yetiştirmiştir. Böyle bir gözetimle yetişen nebî, ma’sûm olmaz da başka ne olur ki? Çocukluğundan itibaren O, Allah'ın (cc) gözetimi altın-dadır ve en iyi bir terbiye ile terbiye edilmiştir.

Efendimiz bir hadîslerinde şöyle buyurur:“Bütün doğan çocuklara şeytan temas eder. Ancak bundan Hz.İsâ (as) ve annesi istisna edilmiştir.”

Yani şeytan, O doğarken O’na dokunamamıştır. Hz. İsâ (as) doğarken dahi Cenâb-ı Hakk’ın koruması altına alınmış bir peygamberdir. Öyleyse, böyle bir nebî hakkında nasıl günah tasavvur olunabilir ki?

Allah Resûlü hayatında iki defa düğüne gitmeye niyetlenmiş, ikisinde de Cenâb-ı Hakk, O’na bir uyku hali vermiş, ve yolda uyuyup kalmıştır.

Gitseydi gözlerinin harama bakması muhtemeldi. Demek ki, Allah (cc), O’nu, böyle muhtemel günah sınırına dahi yanaştırmıyor ve koruyordu. Halbuki bu hâdiselerin olduğu sırada O, henüz peygamber olarak vazifelendirilmemişti.

O, daha çocuktu. Ka’be’nin tamiri işinde yardım etmeye çalışıyordu. Amcalarına taş ve kerpiç taşıyor ve sırtında taşıdığı taş ve kerpiçler çıplak olan tenini acıtıyordu. Tabii O da bu durumdan rahatsız oluyordu. Hz. Abbas (ra), O’na eteğini kaldırıp omuzuna koymasını tavsiye etti. O devirde bu, herkesin gayet normal saydığı bir hareketti. Efendimiz de öyle yaptı ve dizinden yukarısı biraz açıldı. Daha bir adım dahi atmamıştı ki, sırt üstü düştü ve gözlerini bir noktaya dikti, olduğu yerde donakaldı. Cibrîl, O’na, bu yaptığının doğru olmadığını anlatmış ve “böyle yapmak sana yakışmaz” demişdi.

Çünkü O, bir gün gelecek, o etekleri örtmek vazifesiyle de vazifelenecekti. İnsanlık O’ndan hayâ ve edep dersi alacaktı. Küçücük bir çocuk da olsa O, Cenâb-ı Hakk’ın husûsi terbiyesi altında yetişiyordu evet Allah (cc), çocukken dahi, Habîbi’ni günahtan, hem de günahın en küçüğünden dahi koruyordu...

Nasıl geleceğin erkân-ı harpleri, daha harp okullarında iken sicilleri îtina ile tutulur. Sağa-sola kayıp kaymadığı hassasiyetle takip edilir. Evet, kırk sene sonra belli bir noktaya getirilecek bir insan, bütün bu kırk sene boyunca, kırmızıya mı boyandı, maviye mi boyandı, turuncuya mı boyandı, pembeye mi boyandı, bütün hal ve davranışlarında gözetime tâbi tutulur, öyle de Cenâb-ı Hakk, beşerî irşad kurmaylarını, tâ çocukluklarından itibaren böyle takip eder, korur ve onlara günah işletmez. Cumhûr dediğimiz âlimlerin ekseriyetinin görüşü bu merkezdedir.

Onlar insanlığın hayırlıları ve insanî faziletlerin de öz ve kaymağıdırlar. Bu kaymak, süt kaymağıdır ve süt içinden süzülerek alınır. Kur’ân-ı Kerîm tabiriyle (Sâd/47) bize bunu anlatır. “Hayırlılar içinden seçilmiş”, demektir. Yani nebîler, daha işin başında, insanların en hayırlılarıdırlar. Fakat en hayırlıların hepsi, nebî değildir; nebiler, onlar arasında da, en mümtaz olanlardan seçilir.