smetin Lügavî ve Istılâhî Mânâsı
Peygamberlerin sıfatlarından birisi de, onların masûm ve günahsız olmalarıdır. Buna biz, “İsmet” diyoruz.

İsmet, lûgatta “menetme, engelleme veya himayeye alınmış, korunmuş” manâlarına gelir. Istılâhta ise ismet, peygamberlerin küçük-büyük bütün günahlardan Cenâb-ı Hakk’ın inayetiyle korunmuş olmaları demektir. Yani Allah (cc), peygamber olarak göndereceği kuluna asla günah işleme fırsatı vermez ve O, peygamberlerine günah işletmez.

Bu kelime Kur’ân-ı Kerîm’de de çeşitli vesilelerle zikredilir. Bu cümleden olarak şu misâlleri verebiliriz:

Hz. Nûh (as) oğluna hitaben “Gel yavrum sen de bizimle beraber gemiye bin” dediğinde oğlu “bir dağa sığınırım, o, beni sudan korur” cevabını verir. İşte bu âyette geçen fiili “A-S-M” kökünden gelir ki, “İsmet”le aynı manâyadır ve korunmak demektir. Hz. Nuh da (as), oğluna verdiği cevap da aynı kökten gelen bir kelime ile mukâbele eder:“Bugün Allah’ın emrine karşı koruyacak yoktur” der (Hûd/43). “Âsım”, ister kendi manâsına isterse “Mâsum” manâsına kullanılmış olsun, çok fazla fark etmez.

Her ikisinde de biri “koruyan”, diğeri “korunmuş” olmak üzere “İsmet” kökü etrafında döndüğünü görürüz.

Zeliha, Yûsuf’un iffet ve ismetini anlatırken “Ondan kâm almak istedim, o ise iffetli davrandı” der (Yûsuf/32). Âyette geçen “korundu, kaçındı, imtinâ etti” gibi manâlara da gelir.

(Âl-i İmran/103) âyetinde geçen sımsıkı sarılmak ve kopup gitmemek için bir şeye sağlam tutunmak demektir ki bu da Allah’ın ipine tutunmayı emirdir. O ipe tutunan, düşmekten ve sapmaktan korunmuş olur.

“Allah seni insanlardan koruyacaktır” (Mâide/67) âyetindeki fiili de aynı manâyadır.