önüllerdeki Sevgili
O, seven ve sevilen bir liderdi. Öyle ki, her fert kendini O’na en sevgili sanırdı. Yine her fert kendini O’nu en çok seven insan olarak kabul ederdi.

Seviyordu vefatına yakın kaç defa mescidde ashâbına dönmüş ve onları teker teker süzerek hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Çok iyi biliyordu ki, bir müddet sonra yine onlarla beraber olacak, ama; şu şehâdet âlemine ait beraberlik yakında sona erecekti. O’nun Refik-i â’la’ya yükselme vakti gelmişti ve semâ ehli, sabırsızlık içinde O’nu bekliyordu. O ise bir vefâ âbidesi olarak, ashâbından ayrılacağı için gözyaşı döküyordu.

Ashabını seviyor ve mahremlerini koruduğu gibi koruyordu. “Sakının ashâbımdan ve onlara uygunsuz söz söylemeyin”, “Benim ashâbım gökteki yıldızlar gibidir, hangisine uysanız hidâyeti bulursunuz” Ve daha nice sözleri, bu sevginin, bu korumanın deliliydi.

Aynı zamanda seviliyordu. Hem de delicesine seviliyordu. Zaten O’nu sevmek, imanın kemaline delil değil mi? En kâmil imana sahip olan sahâbe de, O’nu en mütekamil sevi-yede seviyordu.

İdam sehbasında Hubeyb’e sorarlar: “Şu anda senin yerinde O’nun idam edilmesini ister miydin?” “Evet” dese kurtulacaktı. Ama o, bir sahâbedir ve kendisine yakışan cevabı verir: “Hayır, vallahi. Değil benim yerime O’nun idamı, benim kurtuluşuma mukabil, O’nun ayağına bir dikenin batmasına dahi razı değilim.”

Sa’d b. Rabî (ra), aldığı yaralarla şehit olmak üzeredir. Son anını yaşarken, sözleri şunlardan ibaret: “Allah Resûlü’ne selâmımı söyleyin. Yemin ederim şu anda Uhud’un ardından cennet kokusunu duyuyorum. Kavmime de söyleyin, onlardan bir fert hayatta kaldığı müddetçe, Resûlullah’a bir şey olursa, Allah (cc) karşısında bunun hesabını veremezler, bunu çok iyi bilsinler!”

Sümeyra (ra) harp meydanında delicesine O’nu arıyor ve “Eyne Resûlullah”, “Rasûlullah nerede?” diyordu. O’nu görünce de, atının terkisinde kocasını ve iki çocuğunun nⒺı olduğu halde dönüyor ve: “Bundan sonra bütün musibetler bana çok hafif gelir, değil mi ki, sen hayattasın, Ya Resûlullah!” diyordu.

Nesîbe (ra), elinde kılıç Allah Rasûlü’nü müdafaa ederken gözü kimseyi görmüyordu. Efendimiz ona oğlunu gösterip: “Oğlunun yardımına koş” deyince, bir oğlu olduğunu hatırlıyor, hemen koşup oğlunun yarasını sarıyor, ardından da oğlunun sırtına vurup “Haydi yavrum, Resûlullah’ı müdafaa et!” diyordu.

Hz. Ebû Bekir (ra), Allah Rasûlü’nü müdafaa ederken dayak yiyor, komaya giriyor. Başucunda annesi, oğlunun gözlerini açacağı ânı bekliyor bekliyor ama, o gözlerini açar açmaz sevdiğini arıyor ve soruyor: “Rasûlullah’a ne oldu?” Anası bir kaşıkla çorba içirmek isteyince de o büyük dost, elinin tersiyle çorba dolu kaşığı itiyor ve: “Bana Resûlullah’tan bir haber getirmedikçe ağzıma bir lokma almayacağım” diye yemin ediyor.

Daha yüzlercesiyle bütün bu misaller göstermektedir ki, Allah Rasûlü, ashâbı ve bütün ümmeti tarafından ölesiye sevilmektedir.

İşte O, bu sevgi hâlesi içinde etrafındakilere fevkalâde güveniyordu. O’nun kapısında nöbetçi, O’nun kapısında inzibat yoktu. Çünkü herkes O’ndan, O’da herkesten emin bulunuyordu.