eriyyelerdeki Hedefleri
Müslüman Varlığını Hissettirmek

Çevrede kendi mevcudiyetini hissettirerek, müşriklerin, Müslümanları Mekke’den kovmakla İslâm nurunu söndüremediklerini göstermekti.

“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmeye çalışıyorlardı. Bilmiyorlardı ki, Allah durmadan nurunu tamamlıyor” (Saf/8). Çölün o karanlıklı vahşeti ve birinci cahiliye içinde bile, Allah nurunun söndürülemeyeceğini Allah Rasûlü onlara bu şekilde göstermek istiyordu.

Kuvvetin Hakka Ait Olduğunu Göstermek

Hem ispat ediyordu ki, hüküm sadece Mekke müşriklerine ve Kureyş’e ait değil hakkı temsil edenlerin de bir hissesi, bir payları var ve bir gün gelecek, kuvvet, elindeki bütün silahlarıyla Hakk’a teslim olacaktır. İşte o gün yer-yüzünde söz sadece ve sadece hakkın eline geçecek ve işte o zaman hukukun üstünlüğü tam olarak gün yüzüne çıkacak. Allah Rasûlü Kureyş’in haklı olmadığını; fakat, kuvveti ellerinde tuttuklarından dolayı yer yer ve muvakkaten hakka galebe çaldıklarını biliyordu. Bunun için de Allah Rasûlüne hakkın kuvvetinin ilan edilmesi lazım geliyordu ki, işte O da tertip ve teşkil buyurduğu bu seriyyeleri ile çevresine bunu anlatıyordu.. yani, Ebû Süfyanların, Ebû Cehillerin, Utbelerin, Şeybelerin, İbni Ebî Muaytlerin, Velîdlerin insanlık üzerinde herhangi bir haklarının olmadığını, aksine onların insanlığın haklarını gasbetmiş istismarcılar olduğunu fiilen ortaya koyuyordu.

İrşada Zemin Hazırlamak

Bu seriyyeler irşat yolunun önündeki engelleri açmaya matuftu. Evet O, çölde bu keşif kollarıyla, zabıta kuvvetini ele geçirecek, kendi mürşitlerinin, mübelliğlerinin köy, kent her yerde gezmelerini temin edecek, yolları emniyet ve güven altına alacak, mürşitlerine çalışma atmosferi hazırlayacaktı. Bu mülâhazalarla Allah Rasûlü, hiç durmadan çevreye seriyyeler çıkartıyordu. Hicretten sonra, Bedir’de hasımlarıyla hesaplaşacağı güne kadar tam on yedi defa etrafa yıldırım birlikleri gönderdi. O, birkaç ayda varılabilecek yerlere, hatta Mekke’nin önlerine kadar, on yedi defa yıldırım hareketi tertip ederek, düşmana ruhânîler, melekler gibi göründü ve içlerine korku saldı. Onları yavaş yavaş Bedr-i Kübrâ’ya çekerken, tam felç etmiş olarak çekiyordu.

Emniyeti Temin Etmek

O günlerde çölde çapulculuk hakimdi. Kim kuvvetli ise o haklıydı ve mazlumun hakk-ı hayatı yoktu.. kim kuvvetli ise, o sürekli eziyordu. Bunun karşısında Efendimiz, şunu planlıyordu; her yerde askerî müfrezeler gezecekti ama, kimsenin kılına dokunmayacak, malına el sürmeyecek, ırza, namusa ilişilmeyecek, evet; silahlı insanlar milletin kapısının önünden geçecek ama onlar, emniyet ve güvenin bekçiliğini yapacak, kimsenin burnunu kanatmayacak ve herkese göstereceklerdi ki, çölde çapulculuktan başka şeyler de oluyormuş. Bunu, temsil etse etse ancak tâ baştan çapulculuğa karşı ilan-ı harp eden Hz. Muhammed Mustafa (sav) temsil edebilirdi. Bu arada herkes, şunu çok iyi duymuş, anlamış ve bilmiş olacak ki, çöl sadece Mekke müşrikinin değil, Hz. Muhammed'in (sav) de onda bir hakkı var ve bu hak, zamanla, inkişaf edecek, nurun yayıldığı gibi yayılacak, her evde, her hanede, her vicdanda, her zihinde kendisini hissettirecek ve ettirdi de...