rkasında Allah Vardı
Evet, O’nun çözdüğü problemlere bakınca, O’nun arkasında bütün varlığa hükmeden Sonsuz Kudreti görmemek mümkün değildir.

Ayrıca, O’nun, bu Kaf dağından ağır meselelerin altından rahatlıkla kalkmasının arkasında, Kudret Eli’ni, O’nun diyanetini, riayetini, hıfzını, himayesini ve O’nu korumasını, “Bu benim Peygamberimdir” demesini görüyor ve bütün benliğimizle coşarak Muhammedu’r-Rasûlullah (sav) diye haykırıyoruz. Evet, Allah Rasûlü karar verirken çok hızlı karar veriyor.. bu hızlı karar için de işin içine girebiliyor ve içine girdiği her işin de üstesinden gelebiliyor. Evet, nasıl oluyor da O’nun hayatında siyer şahit bir kerecik olsun tamir isteyen bir davranışa rastlamıyoruz, hatta başkalarına göre hezimet, mağlubiyet, sarsıntı durumlarında bile, işin bir kenarından tutar-tutmaz o hezimetten bir zafer çıkarabiliyor ve kendi hesabına idbârları ikbâl yapabiliyor. Evet, mağlubiyetler, O’nun elinde muvaffakiyete inkılâb ediyor, hezimetler de zafere dönüşüyor ve bozgunlar, O’nun sayesinde, fütuhat şeklinde arz-ı endam etmeye başlıyordu.. O, âdeta eşyanın akışına, tabiatına, fıtratına zıt, ayrı bir akış, ayrı bir tabiat, ayrı bir fıtrat meydana getiriyor. Oysa ki bunlar Allah’a (cc) ait şeylerdi:“Sizi de sizin işinizi de yaratan Allah’tır.” (Sâffât/96). Allah (cc), en ekmel, en eşref, en efdal mahlukunun eliyle kendi işlerini yaratıyor... Niçin yaratıyor?: “Bu benim kulum, bu benim peygamberim, bilesiniz” demek için ve: Bilesiniz ki, Ben, her şeyde O’nu destekliyorum. Siz milyonlar, milyarlar olsanız; O benim biricik kulum da bir tane olsa yine hepinize galebe çalacaktır. Neden? Çünkü Ben O’nu, nezdimdeki bütün kuvvet hazineleriyle destekliyorum. O’nun arkasında ben varım ve hiç kimse unutmamalıdır ki, arkasında Allah’ın (cc) bulunduğu Zât’a karşı ilân-ı harp etmek, Allah (cc) ’a karşı ilân-ı harp etmek demektir. Hz. Muhammed (sav) mağlup olmadı, mağlup olmayacak. O’nu mağlup etme sevdasında olanlar, akıllarıyla zıtlaşıyor, kalpleriyle de ters düşüyorlar demektir. Daha doğrusu, kendilerini olmazların kuruntularına salmış bahtsızlardır. Böylelerini Allah, ırgalar, sinyaller verir, ikaz eder, “kendinize gelin, ey haddini bilmezler!” der.. bütün bunlardan bir şey anlamayınca da derdest eder ve işlerini bitirir.

Evet, Hz. Muhammed’le (sav) muharebe yapılmaz, O’na karşı çıkılmaz. Müeyyidi Allah’dır (cc) O’nun. Hatta bir yerde O’nun biricik Hâmisi, zevcelerinin dahi küçük bir tavır almalarına karşı, O’nu teselli sadedinde meâlen buyuruyor ki “Allah senin arkandadır, melekler Senin arkandadır” (Tahrîm/4). Yani semâvatın bütün ruhanî sekenesi Seni teyit etmektedir. Senin orduların bunlar olunca, artık milyonlarla, milyarlarla Sana karşı çıkılmaz ki! Karşı çıkan kafasını sert bir yere çarpıp kendi kafasını parçalamış olur. Evet, Allah (cc) belki imhâl eder, ötede herhangi bir itiraz ve mazeretleri kalmasın diye, onlara on defa, yirmi defa, otuz defa mehil verebilir ve âdeta onlara şöyle der: “Görün, anlayın, doğru yola gelin, ahirette itirazınız kalmasın.” Ama, hadîsin ifadesiyle, bir kere de yakaladı mı artık iflah etmez.