eğişen İnsanlar
Urve, Efendimizin yanına geldi ve O’nunla konuşurken bir aralık eliyle Allah Rasûlü’nün mübârek sakalına dokunmak istedi. Bu eski bir Arap âdetiydi. İşte o anda Urve’nin eline şiddetli bir darbe indi.. darbenin sahibi, Urve’nin öz yeğeni Muğire b. Şube’ydi (ra). “Pis elini, Allah Rasûlü’nün pâk sakalına sürme. Bir daha tekrar edersen elini koparırım!” dedi. Urve donup kalmıştı. Daha birkaç ay önce Muğire’nin işlediği cinayetin diyetini, o ödememiş miydi? Müslüman olunca yeğeni birden ne kadar değişmişti. Ayrıca sahabenin, Allah Rasûlü’nün etrafında nasıl pervâneler gibi döndüğü de Urve’nin gözünden kaçmamıştı. Mekke’ye döndüğünde bu hayranlığını şu şekilde dile getirdi: “Ben nice Kisralar, Kayserler ve Necaşîler gördüm. Fakat bunların hiçbirini etrafındaki insanların Muhammed’e (sav) olan bağlılığı gibi bir bağlılık içinde görmedim. Gelin beni dinleyin ve bu adamla uğraşmayın!” Bu görüşme neticesiz kaldı. Allah Rasûlü Kureyş’e Hıraş b. Ümeyye’yi gönderdi. Ancak Kureyşliler ona, hücum edip devesini öldürdüler. Kendisini de öldüreceklerdi ama, müttefiki olan bir kabile imdadına yetişti.

Ebu Cendel (ra)

Sadede dönüyoruz: Süheyl’in oğlu Ebu Cendel’in, o esnada ayağındaki prangaları sürüye sürüye gelişi bardağı taşıran son damla olmuştu. Ebu Cendel bitkin bir vaziyette oraya gelmiş ve kendisini Allah Rasûlü’nün önüne atıvermişti. Bu manzaraya sahabeden hiçbirinin yüreği dayanmamış ve hepsi hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. Süheyl: “Anlaşmanın geçerli olması için ilk şart oğlumun bana iadesidir” dedi. İşte o anda kopan çığlıklar, yavrusunu kaybetmiş bir ananın ızdırap dolu feryadı gibiydi. Allah Rasûlü de gözyaşlarını tutamamıştı. Süheyl’e rica ettiler: Daha anlaşmaya imza atmadık Ebu Cendel muaf tutulabilir. Ancak, bu tek-lifler hiç mi hiç hüsn-ü kabul görmedi ve Süheyl sözünde ve talebinde diretti. Ve Efendimiz (sav), gözyaşları içinde Ebu Cendel’i geriye iade etti. Fakat ona, yakın bir gelecek içinde, müjdeli bir şeyler fısıldadı: “Allah sana ve senin gibi olanlara çok yakında bir kurtuluş nasip edecektir” Ve dediği gibi de oldu.

Ebu Basir ve Arkadaşları

Hudeybiye’den hemen sonra Mekke’den kaçan Ebu Basîr künyesi ile ma’ruf Utbe b. Esîd, gelip Allah Rasûlü’ne iltica etmişti. Ardından Kureyş, Medine’ye iki adam göndererek Ebu Basîr’in iadesini istedi. Allah Rasûlü onu da iade etti. Fakat Ebu Bâsir, yolda bu muhafızlardan birini öldürdü; diğeri de kaçarak canını zor kurtardı.

Ebu Basîr, tekrar Allah Rasûlü’nün huzuruna geldi. Ancak, İki Cihan Serveri: “Bir peygamber verdiği sözden dönemez,” diyerek Ebu Basîr’i Medine’ye kabul etmedi. Bunun üzerine de Ebu Basîr Medine dışında, Zulmerve’ye yakın Îss’de yerleşti. Derken Mekke’deki mağdur Müslümanlar, bu sığınaktan haberdar olunca teker teker kaçıp Ebu Basîr’in yanına yerleştiler ve bu Mekkelilerin korkulu rüyası oldu. Ebu Basîr ve arkadaşları, ticaret için oradan geçmek zorunda olan Mekke kervanları için artık büyük bir tehlike teşkil ediyorlardı...

Mekkeliler, bizzat Allah Rasûlü’ne müracaat ederek, Müslümanların Medine’ye kabul edilmesini istediler. Böylece, Hudeybiye anlaşmasının Müslümanları en çok rahatsız eden maddesi, bizzat bu maddeyi teklif edenler tarafından ilga edilmiş oluyordu. Bu da apaçık bir zafer demekti.

Zaten, Hudeybiye dönüşünde Fetih sûresi nazil olmaya başlamış ve bu anlaşma apaçık bir fetih olarak vasıflandırılmıştı.

Allah Rasûlü çok memnundu. Düşündüğü her şey, mevsimi gelince çözülen düğümler gibi çözülmeye başlamıştı bile... Aslında O, fettah olan kılıcını düşmanın başına tâ Hudeybiye’de indirmişti ve düğüm orada çözülmüştü ama, hâric-i vücut nokta-i nazarından ve âlem-i şehadet itibarı ile düğüm şimdi çözülüyordu. Bir gün Sîfü’l-Bahr tepesinin fütüvvet ruhunu temsil eden yiğitleri, evet henüz bıyıkları terlememiş, çiçekleri burnunda bu delikanlılar, Allah Rasûlü’nün “Seniyyetü’l-Veda”yı aşarak Medine’ye geldiği gibi şimdi Medine’ye giriyorlardı. Ve, başta Allah Râsûlü olmak üzere bütün Medine halkı da onları, Seniyye-i Veda türküleri ile karşılıyordu. Küfür miyopları, kendi elleri ile kendi şartlarını bozmuşlardı. Ve bir gün gelecekti; Allah Rasûlü’nün paktına dahil olan bir kabileye tecavüz edecek ve Allah Rasûlü’nün kurrasını öldürecek, dolayısıyla da kendi ahidlerini bütün bütün nakzedeceklerdi. Allah Rasûlü de Hudeybiye ile blokajı atılan büyük fethi bizzat Mekke’ye girerek fiilen tahakkuk ettirecekti.