ahiy Buudlu Nurânî Firasetin Sahibi
Bir liderin, cemaati ve arkasındaki insanlar tarafından her yönüyle hüsn-ü kabul görmesi ve onun güvenilir, itimad edilir bir insan haline gelmesi; ferdî, ailevî, içtimaî, iktisadî, siyasî, o topluma ait bütün problemleri çözmesine bağlıdır. Bir lider arkasındaki insanların böyle ferdî, ailevî, içtimaî problemlerini çözdüğü ölçüde kabul görür ve onlar tarafından sevilir, sayılır, omuzlara alınır, bayraklaştırılır ve ebetlere kadar ona sahip çıkılır. İşte Hz. Muhammed Mustafa (sav), insanlık için bütün problemleri çözen böyle bir liderdi..

Problemleri çözmede alternatif olarak, baskılara başvurabilir, çeşitli cezalar verebilir, sürgüne gönderebilir, vatandaşlık haklarından mahrum edebilir, ezebilir, zindanların kapılarını ardına kadar açabilir, işkencenin her çeşidini tatbik edebilir, hafiye teşkilatınızı insanların arkasına takabilir, korkutma ve devlet terörüyle bazı kimseleri baskı altına alabilirsiniz. Ama, bunlarla hiçbir problemi kökünden halledemezsiniz. Halletmek şöyle dursun, değişik komplikasyonlara ve toplum çapında depresyonlara sebebiyet verebilirsiniz. Dolayısıyla da bu bir çözüm yolu değildir. Bazı kimseler bunu çözüm saysalar bile, bu, yeni problemler doğuran bir çözüm yoludur. Hatta o, bir fasit daireye girmek demektir; siz bir şeyi çözdük diye sevinirken bir sürü komplikasyonla karşı karşıya kaldığınızın farkında bile değilsinizdir. Fasid daire (yenilerin ifadesiyle kısır döngü), bir kere teşekkül etti mi artık onu kıracağınız âna kadar, her kurtulma hamleniz sizi biraz daha batırır. Oysa ki, Hz. Muhammed Mustafa (sav), fasit dairelere girmeden, baskı ve teröre eğilmeden, tedhişe sığınmadan, hapse müracaat etmeden, insanların hür iradelerini nazar-ı itibara alarak ve onlara saygılı olmasını bilerek bütün problemleri yağdan kıl çeker gibi halletmiştir. Başka hârikulade hallerine bakmadan, mûcizelerini nazar-ı îtibara almadan, O’nun, sadece bu yönüne dikkatli bakabilseniz, siz de “Muhammedü’r-Resûlullah” diyeceksiniz. Evet, Hz. Muhammed (sav) başka değil Allah’ın Resûlü’dür. Eğer O, Peygamber olmasaydı, bütün bu problemleri nasıl çözecekti? Oysa ki O, durmadan problem üreten, en küçük meselede kavga çıkaran, fitneye açık, üç-beş kuruş için birbirine düşen, vahşete, dalâlete, tuğyana, karanlığa, zulmete boğul-muş bir cemaat içinde neşet etti ve Allah (cc) da, bu cemaati irşad etme gibi ağır bir vazifeyi O’nun mübarek omuzlarına yükledi. (Haşr/21) âyetinin de anlattığı gibi, Hz. Muhammed (sav) öyle bir mükellefiyetle geldi ki bu mükellefiyet dağların başına konsaydı, dağlar toz duman olur, giderdi; evet, mükellefiyeti o kadar ağırdı. Zira Allah (cc) O’nu, alabildiğine vahşi, alabildiğine bedevî, alabildiğine dalâlet içindeki bir cemaatin irşadıyla tavzif etmişti. O da, bu toplum içinde ne kadar problem varsa birer birer yakaladı, çözdü, halletti; onları da itminan ve huzura kavuşturdu.

Hem öyle bir huzur cemaati haline getirdi ki, başkaları onları ancak ütopik eserlerde okuyabilir ve görebilirdi. İşte Eflâtun’un “Cumhuriyet”i, Thomas More’nin “Ütopya”sı ve işte Campanella’nın “Güneş Devleti”.. hepsi de Allah Resûlü’nün yetiştirdiği o rüyalar cemaatini arama, bulma sevdasıyla kaleme alınmış gibidir. Onlar hayal ede dursunlar, Allah Resûlü, hem de onların düşüncelerindeki mahzurlu yanları aşarak asırlarca önce, pratikte bu cemaatı yetiştirmiş ve daha sonrakilere, gökteki yıldızlara denk bir örnek olarak takdim etmişti. Kim onlara uyarsa, bir huzur insanı haline gelecekti ve geldi de.. günümüzde bu gerçeği bütün çıplaklığıyla görüyor ve Sahabe devrinin olurluğuna, daha bir inanıyor ve yeni aydınlık var oluşlar bekliyoruz.

Eğer o devrin insanının bütün problemleri, Allah Resûlü tarafından halledilip çözülmeseydi, hiç o vahşet içinden, insanlığın iftihar tabloları sayılan ashab çıkabilir miydi? Hiç şüphesiz hayır. Peki ama, Allah Resûlü bu problemlerin hepsini kendi akıl ve zekâsıyla mı çözmüştü? İşte buna da “hayır!” diyor ve ilave ediyoruz: Cenâb-ı Hakk O’na, peygamberliğe ait bir fetânet vermişti ki, vahiy buudlu, bu nurânî fetanet sayesinde, O, bütün problemleri gayet rahatlıkla çözebiliyordu. Zaten, bu da O’nun peygamberliğinin delillerinden biriydi ki mevzumuzun çıkış noktası da işte budur.