uneyn Ganimetlerinin Taksimi
Huneyn gazvesinde elde edilen ganimeti, Allah Resûlü, kalplerini İslâm’a ısındırmak istediği bazı şahıslar arasında taksim etmişti. Bu, Ensar gençleri arasında bir dedikodu vesilesi oldu. Evet, bilhassa gençler, böyle bir taksimi hazmedememiş ve: “Daha kanları kılıçlarımızdan akıyor; halbuki ganimet onlara veriliyor” demişlerdi. Übade b. Samit de, Allah Resûlü’ne gelerek bu durumu olduğu gibi haber vermişti. Allah Resûlü ona: “Sen ne düşünüyorsun?” diye sorduğunda, o: “Ben de onlardan bir ferdim” demişti. Durum gayet kritikti. Derhal bir çare bulunmalıydı. Mes’elenin beklemeye hiç de tahammülü yoktu.

Ve, Allah Resûlü, bu mes’eleyi de ışıklar saçan fetanetiyle gayet rahat bir şekilde çözüvermişti. Nitekim, daha önce bu hâdiseyi nakletmiş ve Efendimiz’in risâletine bir delil olduğunu hatırlatmıştık burada da aynı şeyleri söylememiz mümkündür.

Allah Resûlü, sadece Ensarı içine alan bir toplantı tertip etti. Bu toplantıya Ensardan başka kimse alınmadı. Ayrıca, bu toplantının yapılış keyfiyeti ve toplantıda söylenen sözler Ensar üzerinde öyle müspet bir tesir yapmıştı ki Allah Resûlü: “İstemez misiniz herkes evine koyun, keçi ve deveyle dönerken, siz Resûlullah’la dönesiniz?” dediğinde, bütün Ensar sevinçten gözyaşlarını tutamamış ve ağlamıştı. O’nun bu korkunç müşküllerin altından rahatlıkla kalkması, bir kısım sırlı mülâhazalara, değişik güç kaynaklarına havale edilmemelidir. Zira O, başka değil, sadece bir Nebî’ydi. Burada, müsaadenizle bir hususu tekrar etmek istiyorum: O, fitneye, nifâka, şikâka açık bir cemaat içinde zuhûr etmişti.. toplum, problemli bir toplumdu ve O’na her gün bir sürü çözümü zor problem geliyordu. O da bütün bunları, Bernard Shaw’un da itiraf ettiği gibi ayağını ayağının üstüne atıp kahve içme kolaylığı içinde bütün müşkülleri hallediyordu.. ve şu insafa açık olmayan bir rûhun şu insaflı sözüne bakın: “İnsanlık, üst üste problemlerin yığıldığı şu dönemde her zamankinden daha çok Hz. Muhammed’e (sav) ihtiyacı var.” Bernard Shaw, bu ifadeleriyle, Allah Resûlü’nün, bütün problemleri nasıl rahatlıkla hallettiğine âdetâ büyülenmiştir. O bu sözüyle bir hakikatı itiraf ediyordu. Bu kadarcık itirafının, onun gözünü açmasını çok arzu ederdim. Zira benim Efendim’e karşı o kadar olsun kadirşinaslık hissi içinde bulunmuştu. Ebu Talib için dahi aynı şeyi düşündüğümüze göre bu mülayemetin mazur görüleceğini umarım.