mr Bin Abese (ra)
Ahmed b. Hanbel naklediyor: “Amr b. Abese, Allah Resûlü’ne geldi. Gayet kaba ve bedevîce: “ma ente” dedi. Bu “Sen nesin?” demekti. Allah Resûlü, gayet sakin bir eda ile buyurdu. “Ben Allah’ın (cc) nebîsiyim.” O korkunç kabalığa karşı bu mülâyemet, Amr b. Abese’yi vurmuştu. Hemen diz çöktü “Ey Allah’ın Resûlü, bundan böyle Sana tâbiyim” dedi. Bu hâdise Mekke’de olur.. tabii inananların sayısı gayet azdır. Böyle bir dönemde en azından güçlü görünmek için adama ihtiyaç vardır. Fakat Allah Resûlü kimi nerede ve ne zaman kullanacağını çok iyi bilmektedir.. ve bildiğini tatbik hususunda da hiç tavizi yoktur. Amr b. Abese’ye de aynen Ebu Zerr’e dediği gibi der: “Sen zayıfsın. Şimdi burada kalmaya güç yetiremezsin. Kabilene dön. Orada irşad vazifesi yap. Ne zaman benim galebe çaldığımı duyarsan o zaman gel ve bana iltihak et!”

Amr gider. Aradan seneler geçer. Bu arada, Allah Resûlü’nün birbiri ardına zaferleri dört bir yanda duyulur ve Amr b. Abese, beklediği vaktin geldiğini anlar. Hemen yola koyulur ve Medine’ye gelir. Allah Rasûlü mescidde oturmaktadır. Mescide girer ve Allah Resûlü’nün yanına sokulur. Efendimiz o esnada sohbet etmektedir. O, sözünü bitirince, Amr fırsat bulur ve sorar: “Ya Resûlallah beni tanıdınız mı?”

İki Cihan Serveri hiç tereddüt etmeden cevap verir: “Sen Mekke’de iken bana gelen filan zat değil misin?”

Ve hâdiseyi, sanki daha dün olmuş gibi anlatıverir.

“Ben seni geriye göndermiş ve şöyle şöyle demiştim” der. Amr b. Abese hayret içinde tasdik eder.

Bu hâdiseyi, Amr’ın unutmaması hiç mühim değildir; çünkü onun için bu hâdise hayatının en unutulmaz bir hatırasıdır. Fakat Allah Resûlü için durum farklıdır. O, hem bu hâdise gibi birçok hâdise yaşamış, hem de geçen bunca sene içinde, başına gelenler ve çektiği sıkıntılar, değil beş dakika, gördüğü ve sonra gönderdiği bir adamı, en yakın dostlarını dahi unutturacak çaptadır. Ancak görüldüğü gibi, Efendimiz kendisiyle irtibata geçmiş hiç kimseyi unutmamıştır. İhtimal ki Amr veya Ebu Zerr, O’na gelmeselerdi, Allah Resûlü, Mekke fethinden sonra onları aratır ve davet ederdi. Çünkü tam galebe Mekke fethinden sonra olmuştur...

Evet O, bizim kendi öz evladımızı tanıdığımızdan daha fazla raiyetinin bütün fertlerini tanırdı. Çünkü etrafındaki her insanın, Allah Resûlü’nün gönlünde ayrı bir yeri vardı. Ayrıca, bu tanıma, her istidada, kapasitesi ölçüsünde vazife tahmil edip yüklemesi bakımından da çok önemliydi.

Acaba cihan tarihinde, raiyetini bu kadar yakından tanıyan ikinci bir lider gösterilebilir mi? Zannetmiyorum. Çünkü Allah Resûlü sadece bir lider değil, aynı zamanda bir Nebî’dir. Zaten bizim sözümüzün mihrak noktası da O’nun nebîliği meselesidir.