li Bin Ebî Tâlip (ra)
Hayber fethedilecekti. Günlerce süren muhasara netice vermemiş ve kaleden içeriye girilememişti. Bir gün Allah Resûlü: “Yarın bu sancağı, Allah’ı seven ve Allah (cc) tarafından sevilen birine vereceğim” buyurdu. Ertesi gün herkes ön safta yer almak için âdetâ yarışıyordu. Allah Resûlü sabah namazını kıldırdı. Daha sonra cemaata döndü.. herkesin gözü Allah Resûlü’nün gözlerine dikilmişti.. O’nun gözleri ise, orada olmayanlardan birini arıyordu.

Sahâbe, başındaki kuşu uçurmak istemeyen bir adam dikkatiyle, biraz sonra Allah Resûlü’nün dudaklarından dökülecek kelimeyi bekliyor ve herkes bu şerefin kendisine ait olmasını istiyordu. Allah (cc) tarafından sevildiğini duymayı kim istemez ki? İnsan cennet için dahi fedakârlık yapabilir ve “benim yerime o kardeşim girsin” diyebilir.. fakat böyle bir payede fedakârlık olamazdı...

İşte, Allah Resûlü’nün dudakları kıpırdamak üzereydi. Ve işte Allah Resûlü’nün dudaklarından beklenen kelime çıkıyordu.. çıktı ve:“Ali nerede?” buyurdu.

Hz. Ali’nin (ra) gözleri çok şiddetli ağrıyordu. Onun için sancağın kendisine verileceğini hiç düşünmemişti ve geride kalmıştı. Sahâbe cevap verdi: “Gözlerinden rahatsız yâ Rasûlallah!”

Efendimiz onu huzuruna çağırdı. Mübarek tükürüğünü Hz. Ali'nin (ra) gözlerine sürdü. Hz. Ali (ra) kasem ediyor ve diyor ki: “Bir daha göz ağrısı görmedim.”

Daha sonra sancağı ona teslim etti. Halbuki o gün sahabenin arasında Hz. Ebu Bekir gibi, Hz. Ömer gibi, Hz. Mikdad gibi.. niceleri vardı. Ama sancak onlara değil, genç Ali’ye teslim edilecekti.

Ve, Hayber’in fethi, Allah Resûlü’nün bu mevzudaki isabetini hemen göstermişti. Zaten O, kimi nerede tavzif ettiyse muhakkak isabet etmiştir. Bu da O’nun risaletinin bir delilidir. Zira Allah Resûlü Fetanet-i azâm sahibidir.

Evet, Allah Resûlü, kime hangi vazifeyi vermişse, muhakkak o şahıs verilen vazifeyi hakkıyla yerine getirmiştir.

Meselâ: O, Halid’e (ra) “Seyfullah” demiştir. Hâlid her yerde Allah’ın kılıcı olmuş ve hiçbir muharebe meydanından mağlup ayrılmamıştır. Hz. Ömer (ra), seneler sonra haklı olarak: “Analar Halid gibisini doğurmadı” diyecektir ki bu ifadede de Allah Resûlü’nün isabetini tasdik ve takdir vardır.

Allah Resûlü, Ka’ka’yı (ra) da tavzif etmiş ve önemli vazifeler vermiştir. Ka’ka da aynı başarıyı göstermiş ve yine Hz. Ebu Bekir’e şöyle dedirtmiştir: “Ka’ka’nın içinde bulunduğu ordu asla mağlup olmaz...”

Keza, 17-18 yaşlarındaki Üsame’yi (ra) bir ordunun başına kumandan tayin etmiş ve Mûte cihetlerine göndermişti ki, Üsâme hayatı boyunca böyle bir mevkiye liyâkatını ispat etmiştir.