, Emîn ve Kararlıydı
İbn-i İshak (ra) anlatıyor: Kureyş Ebu Talib’e müracaat etti; Efendimiz’le anlaşma yapmak istiyorlardı. Ebu Talib yeğenini çağırdı ve: “Bunlar Kureyş’in efendileri. Seninle bir anlaşmaya varmak istiyorlar. Sen’den bazı tavizler almak, kendileri de bazı tavizler vermek üzere buraya gelmişler” dedi.

Allah Resûlü kendinden gayet emindi.. ve isteyeceği şeyi de iyi biliyordu. Bu itibarla onlara: “Ben sizden sadece bir tek kelime istiyorum. Onu söylediğinizde bütün Arap’a sahip olacak ve bütün acem size dehâlet için koşacaktır” buyurdu.

Gelenler sevinmişti. Heyecanla: “Canımız sana fedâ, söyle o kelime nedir?” dediler. Allah Resûlü yine aynı vakar ve ciddiyet içinde:dedi ve sözlerine devam etti: “Bunu dediğiniz zaman, yakın bir gelecekte Araplara malik olacaksınız ve bütün insanlık pervaz edip size koşacaktır.”

Ve koştu da...

Bu necip ve bu soylu millete kadar nice devletler ve nice milletler koştu. Bilhassa hakikate çok erken uyanmış bu millet, tâ on bir asır evvel, Hz. Muhammed’in (sav) bir güneş gibi ufukta tulû ettiğini görünce hiç vakit fevt etmeden hemen O’na koştu. Düşünün ki bir sene içinde, bin çadır birden hem de hiç zorlanmadan Müslüman oluyor. Bu samimi koşuşun neticesidir ki o, on asır bu yüce tevhîd davasının âfakı âlemde bayraktarlığını yaptı. Tıpkı, Resûlullah’ın ilk sancaktarları, Hamzalar, İbni Cahşlar, Mus’ablar, Zübeyrler gibi, o da Himalaya eteklerinden kalkıp geldi.. ve asırlar sürecek bir kavganın bayraktarlığı sorumluluğunu yüklendi. Bir derin rûh ve şuurla hep O’nun müdafaasını yaptı. (Allah (cc) bu necip milleti îmana ve Kurân’a hizmet yolunda ilelebet pâyidar eylesin!) Evet, Hz. Muhammed Mustafa(sav), emniyet ve güven içinde, tavizsiz ve hayatla fevkalâde uyumlu mesajlar sunuyordu. Sunarken de bugününden emîn, yarınından emîn ve: “Yarın siz bütün Araplara hâkim olacaksınız. Kutsi ev, Ka’be de bütün insanlığın metâfı haline gelecektir” diyor ve zamanı gelince de dedikleri aynen çıkıyordu. Bugün değil sadece Ka’be, O’nun nurlu kabri de bir saygı ifadesi olarak, kudsîlerin metafı olmuştur. Her yıl milyonlarca insan, kelebekler gibi o nûr hâlesinin etrafında pervâz edip uçuşmaktadır. O gün Allah Resûlü bu sözleri söylerken henüz hiçbir emâre mevcut değildi. Evet, bir lider, bir idareci için, sözlerinin emniyet temin etmesi ve söylediği şeylere, önceden kendisinin inanmış olması çok önemlidir.

Hâkim’in Müstedrek’inde naklettiği, Adiy b. Hâtim hâdisesini, daha önce başka bir münasebetle zikretmiştim; müsâadenizle, bu mevzû münasebetiyle bir kere daha hatırlatacağım. Orada söylediğim gibi, Adiy, Hâtim-i Tâi’nin oğludur. Hatim ise cömertliği ile meşhur bir insandı.

İşte bu Adiy, bize şöyle bir hâdise anlatıyor: “Allah Resûlü’yle beraber oturuyordum. İçeriye bir adam girdi.” Eşkıyadan şikayet etti: “Kervanlar soyuluyor, mallar gasp ediliyor. Çapulculuk almış yürümüş ve aynı zamanda, kıtlık, kuraklık ortalığı kasıp kavuruyor her tarafta insanlar açlıktan telef oluyor.” dedi.

O bu şikayetlerini Allah Resûlü’ne arz ederken, Allah Resûlü de bana döndü ve şöyle dedi:Ya Adiy, Sen Hire’yi bilir misin?” Ben: “Hayır, Ya Resûlullah! Oraya hiç gitmedim. Fakat yerini bilirim.” dedim. Allah Resûlü sözüne devamla:Eğer ömrün olursa göreceksin ki çok yakında devesine binmiş bir kadın yapayalnız olarak Hîre’den kalkıp, gelip Kâbe’yi tavaf edecek.” buyurdu.

Ben içimden “Tay’ eşkıyaları varken, böyle bir yolculuk nasıl gerçekleşebilir ki?” dedim. Ve yine devam etti:“Ya Adiy ömrün olursa yine göreceksin! Bir gün Kisra’nın bütün hazineleri benim ümmetimin eline geçecek.” Ben hayretle: “Hürmüz’ün oğlu Kisra’yı mı kastediyorsun?” diye sordum: “Evet, Hürmüz’ün oğlu Kisra’yı” buyurdu. Ve Adiy sözünü şöyle tamamlıyor: “Allah’a yemin ederim ki, Allah Resûlü’nün o gün dediklerinin hepsini gördüm ve bunlara şahit oldum. Ve bir de âhirete ait bir şey söyledi. Ümit ediyor ve inanı-yorum ki onu da göreceğim.”

İşte Allah Resûlü etrafına topladığı insanlara anlattığı ve sunduğu mesajları böyle fevkalâde bir emniyet ve güven içinde sunuyor ve bunların hiçbirisinde, zerre kadar şüphe ve tereddüt emaresi sezilmiyordu. Zaten, haber verdiği şeyler de mevsimi gelince Allah'ın (cc) inayet ve keremiyle bir bir zuhur ediyordu.