nsan Unsuru İhmal Edilemez
Allah Resûlü, hayat-ı seniyyelerinde insan unsurunu hiçbir zaman ihmal etmemiştir. Hatta insanların bir kısmını cepheye gönderirken düşünce, fikir ve ilim hayatı itibariyle fakirliğe düşmemek için, insan, ilim ve kültür mevzuları, gün-demde o mualla yerlerini hep korudular. Başka türlü de olamazdı; zira Kur’ân-ı Kerim O’na şöyle ferman ediyordu:“Mü’minler toptan savaşa çık-mamalıdır. Her topluluktan bir taifenin dini iyi öğrenmek ve milletlerini geri döndüklerinde uyarmak üzere geri kalmaları gerekmez mi ki, ta böylece, yanlışlıklara düşmekten sakınmış olsunlar” (Tevbe/122).

Evet, mü’minler cihad ederken dahi arkada bir zümre kalmalı ve dini öğrenmelidir ki, diğerleri dönünce de onlara dini öğretsinler. Evet, cihad farz-ı ayın olduğu zaman bile, sizin ilim ve kültür yuvalarınızın kapıları sonuna kadar açık olmalıdır. Eğer, her tarafı düşmanın sardığı o devrede, ilim irfan yuvaları kapatılır ve herkes cepheye gönderilirse, maddî cihad kazanılsa bile, ilim ve kültür adına çok şey kaybedilmiş olur. Onun için İslâm, böyle fevkalâde durumlarda bile, bir kısım insanların cepheye gitmeyip ilim ve kültür adına çalışma yapmalarını emretmektedir. Demek ki Allah Rasûlü, ilim ve kültür seferberliğini en kritik dönemde dahi ihmal etmemiş.. cepheye gitmeyenler, doğrudan doğruya kendilerini ilme vermiş; gidenlere de, arkada kalanların garantisi verilmiş. Daha önce de temas ettiğimiz gibi işin başında, okuma-yazma bilen parmak sayısına ulaşmıyorken, yirmi sene sonra okuma yazma bilmeyen tek insan kalmamıştı. Böyle bir netice ise, ancak Allah Resûlü’nün bu sahadaki gayret ve çalış-malarıyla elde edilebilmişti.

Evet O, hiçbir zaman insan unsurunu ihmal etmemiş ve fertlerin her yönüyle sağlıklı yetişmesini, milletin sağlıklı yetişmesini bilmiş.. öğretmiş, öğretilmesini emretmiş.. nazarî şeyleri pratiğe dökmüş.. ve bizzat kendisi de bir muallim gibi talebe yetiştirmiş.. ve ölü bir dünyada, ölü yığınlar içinde bir ilim ve îman toplumu inşa etmişti.

İlk münşî ve mimardan sonra, toplum kendi idarecilerini artık kendi içinden çıkarır ki, bu evvelkisine karıştırılmamalıdır.

Evet; ilme, düşünceye ve tekniğe açık bir toplum, kendisi gibi insanlar tarafından idare edilir ve bu insanlar daima toplumun özü ve kaymağı hükmündedir. Sütün kaymağı yine süt olacağı gibi, altta kaynayan ilim, düşünce ve teknik olursa üstte de bunlara ait kaymaklar olacaktır. Allah Resûlü, bu hususu da gayet veciz ifade etmiş ve: “Nasıl olursanız, öyle idare edilirsiniz” buyurmuştur.