lim Üzerine Bir Mülâhaza
İlim ve fikir hayatı adına, Allah Rasûlü’nün getirdikleri ve ilim dünyasına kazandırdıkları da, yine O’nun âlemşümul mesajının bir tezâhürüdür.

Kur’ân ilme ehemmiyet verir ve bütün insanları açıkça ona teşvik eder: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer/9) der ve bilenleri, daima bilmeyenlerden, bildikleri ölçüde üstün tutar.

Başka bir ayette: denilir.. ve Allah’tan hakkıyla korkanların, Allah’ın âlim kulları olduğu hatırlatılır (Fatır/28). Ebu Hanife’ye isnad edilen şâz bir kıraatte, Allah lafzı merfû okunur ve manâ şöyle olur: “Allah (cc), sadece âlim kullarına karşı saygı duyar.” Elbette ki bu saygı, münezzeh ve Zât-ı Uluhiyet’e yakışır keyfiyetiyle düşünülmelidir. Kıraat şâzdır. Fakat, manâya bir buud kazandırması bakımından, üzerinde durulmaya değer. Fahrûddin Razî, ilimle alâkalı bir bahsi tahlil ederken, bu hususla alâkalı güzel bir nükte yakalar: “Mâlikî Mezhebi’nin dışında kalan her üç mezhep köpeği, ‘necîs’ül-ayn’ kabul eder.” Yani köpek, bütünüyle necistir, pistir. Dolayısıyla evlerde bulundurulması doğru değildir.

Ancak köpek, “kelb-i muallem”olursa yani kendisine av avlama öğretilmiş ve koyunları bekleme tâlim edilmişse, o zaman durum değişir. Onun ağzına alıp getirdiği av yenir. Sürtünüp dolaştığı yerler pak kabul edilir ve onun evde bulunması da mahzurlu olmaz...

İmam Fahruddin Razî burada bir lâhza durur ve şöyle der: “Bir kelp bile ilimden sadece av avlama işini öğrenir.. ve öğrenmekle de necisü’l-ayn olmaktan çıkarsa, hatta insanlar içinde âdeta aile fertlerinden bir fert haline gelirse, ilim öğrenen insanın, nasıl zirvelere ulaşacağını varın siz kıyas edin”. İşte şeriatın anlayışı, işte din-i mübînin mesajı ve işte Hz. Muhammed Mustafa (sav) ile gelen şeyler! Allah’ı bilme-yenler cahillerdir. Allah’ı bilen ve Allah’a inkıyâd eden herkes “âlim”dir. Şeriatın ve dinin ifadesine göre, Allah tanımaz, peygamber bilmezlere “âlim” denemez. Allah’ı tanı-yan ve peygamberi bilenler ise az da bilseler, bir manada âlim sayılırlar ve Allah; peygamberini, haşri neşri, kitapları, öldükten sonra dirilmeyi, cenneti ve cehennemi bilenlere karşı, saygı ne manaya geliyorsa ve saygıyla ne yapılacaksa, işte onu yapacaktır.” (Yahşa) kelimesinin lazımı murad kabul edilecek olursa, böyle bir tefsir yapmamızda mahzur olmasa gerek...

Fikir adına sadece mübarek sözünü söylemekle iktifa edeceğim. “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten daha hayırlıdır.” Batı bunu ne gördü ne buldu ne de henüz bu noktaya ulaşabildi, bir saat sistemli düşüneceksiniz, bir şeyler bulup insanlığın yararına sunacaksınız veya kalbî ve ruhî hayatınız adına, ukba ve ebedî saadet hesabına müspet, mahzursuz, meşru bir iklimde düşünceye dalacak sonra da düşünce muhassalanızı dünya ve ukba buudlarıyla değerlendireceksiniz.. evet işte bunları yapabildiğiniz takdirde bir sene ibadet sevabı kazanacaksınız.

Yıllar var ki biz düşünmeye yabancılaştık ve bu derin ve buudlu ibadetten uzaklaştık veya uzaklaştırıldık. Bu uzaklaşmada, kabahat İslâm’a ait değil Müslümanlara aittir. Hz. Muhammed Mustafa (sav) düşünce kapılarını, pencerelerini sonuna kadar açık bırakmış ve “Oraya emniyet içinde girin.” (Hicr/46) buyurmuştu. Biz ilme ve düşünceye yabancılaşınca sığlaştık, basitleştik. Ve batılılar karşısında, muvazenedeki, yerimizi koruyamadık; dolayısıyla da söz onlara geçti. Tabiî biz de onları dinler durumuna düştük. Ama inanıyorum ki temelinde mana, kökünde asalet ve rasanet olan bu millet, bir gün yine serpilip gelişecek, devletler arasındaki muvazenede yerini alacaktır.

Evet, Allah Rasûlü (sav) bir ahlâk, bir terbiye mesajıyla gelmişti. Ama O, bu işi, insanlardaki istidatları, kabiliyetleri güdükleştirmeden saptırmadan, onları olduğu gibi ele alarak yapmıştı. Bu da o günkü insanlara müthiş cazip gelmiş ve onlara hareket kazandırmıştı. Çünkü O’nun terbiye sisteminde insan fıtratiyle çatışma, zıtlaşma yoktu. O’nun her mesajı itici bir fonksiyon eda etmekteydi. Hem de O, icraatını öyle bir cemaat içinde gerçekleştiriyordu ki, o cemaat ne ahlâk ne de terbiye adına hiçbir şey bilmiyordu. Vereceğim misallerde Allah Rasûlü’nün onları nereden alıp, nereye çıkardığını ve nasıl yükselttiğini -inşaallah- hep beraber müşahede edeceğiz.